Bütün dünyanın sıra dışı bir güzellikle bezendiğini düşündüm. Sebebi bir Tanrı'nın olması mıydı yoksa milyonlarca yıldır süren mutlak rastlantısallığın ürünü müydü sadece? Yoksa mesele yalnızca insanın sabahın dördünde mutluyken genellikle böyle şeyler düşünmesinden mi ibaretti?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Üniversitede asla göz ardı edilmemesi gereken iki prensip vardır," dedim; bulunduğumuz yer çok hoşuma gittiğinden birden çenem açılmıştı. "Birincisi, pis insanlardan asla değerli bir şeyler alamazsın. İkincisi, bir yabancı yanına gelip sana elini uzatıyorsa, niyeti arkadaşlık etmek değildir. Anlıyor musun?"
Bir filmi ikinci kez seyretmek aslında ilk kez seyretmektir. Başından sonuna kadar ne kadar güzel kurgulandığını anlayabilmek icin sonunu bilmeniz gerekir.
Konuşurken, birbirimizi sevdiğimizi bir kez daha fark ettim. Cinsel veya romantik bir şekilde değil, böyle şeyleri geride bırakmıştık, ama daha derin bir şekilde seviyorduk, gerçi gençken daha derin bir şeyin yaşanabileceğine inanmazdım. Birbirimizin varlığından, birbirimizin sesini duymanın verdiği rahatlıktan büyük haz alıyorduk. Ayrıca dünyada oğlumdan bol bol bahsedebileceğim... Jesse'nin bu sabah ne söylediğini, ne kadar zekice konuştuğunu, yeni ragbi formasını giyince ne kadar yakışıklı göründüğünü anlatabileceğim tek kişinin o olduğunu acı tecrübelerle öğrenmiştim.
Başkası olsa, böyle şeyleri otuz saniye dinledi mi kendini pencereden atardı. Ne yazık, diye düşündüm, bir anne babanın birbirlerinden bu kadar soğuyup da böyle keyifli sohbetlerden mahrum kalmaları ne acı.