Saygı Görmek İçin Uyum Sağlamak Zorunda Mıyız?
•Toplumda kabul görmek, sevilmek, saygı görmek… Hepimizin içten içe arzuladığı, hatta zaman zaman bunun için büyük ödünler verdiğimiz kavramlar. Ama bir yerde, zihnimizin derinliklerinde hep aynı soru yankılanır:
“Saygı görmek için kendimiz olmaktan vaz mı geçmeliyiz?”
İçinden geldiği gibi davranmak, gerçek düşüncelerini ifade etmek, kendin olmak… Bunlar kulağa ne kadar romantik gelse de, özellikle bazı toplumlarda bu özgün duruş pek de kolay karşılık bulmaz. Birey olmak ile toplumun beklentilerine uymak arasında sürekli bir ip cambazı gibi denge kurmak zorunda kalırız. İşte tam da bu noktada devreye giren şey, uyum sağlama gerekliliği olur.
Ama şu soruyu sormak gerekir:
Uyum sağlamak mı saygı getirir, yoksa duruş sahibi olmak mı?
Toplumun Kurguladığı Maskeler
•Bazı toplumlarda saygı, maalesef “görüntüye” duyulan hayranlıktır. Ne söylediğin değil, nasıl göründüğün önemlidir. Ne düşündüğün değil, ne kadar susabildiğindir kıymetli olan. Böylece insanlar zamanla kendi iç seslerini kısmaya, başkalarının beklentileriyle şekillenmeye başlar.
Bu durum, Nasreddin Hoca’nın meşhur hikâyesindeki gibi olur:
“Ye kürküm ye.”
Orada insan değil, kürkü saygı görür. Ve bu saygı, aslında hiçbir zaman insana ait değildir.
Bu sahte saygı biçimi, kısa vadede kişiye kabul görme duygusu verir. Ama uzun vadede içten içe bir boşluk yaratır. Çünkü gerçek takdir, görünene değil, gerçek olana duyulmalıdır.
Uyum mu, Öz’e Sadakat mi?
•Uyum sağlamak, büsbütün kötü bir şey değildir. Elbette sosyal hayatın bir gereği olarak bir nebze uyum, empati ve esneklik şarttır. Ancak bu uyumun sınırı iyi çizilmelidir.
Eğer bir insan, özünden, değerlerinden ve kişiliğinden ödün veriyorsa; bu artık uyum değil, kendini silmek olur.
Bu tür bir “uyum” uzun vadede