BülentÖz.

BülentÖz.
HeavyWorkEquipment
Cyprus International University (MBA)
Çorum
Turkey, 29 Ağustos 1989
789 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
Gerçek Saygı, Gerçek Sevgiyle Buluşunca..
Saygı Görmek İçin Uyum Sağlamak Zorunda Mıyız? •Toplumda kabul görmek, sevilmek, saygı görmek… Hepimizin içten içe arzuladığı, hatta zaman zaman bunun için büyük ödünler verdiğimiz kavramlar. Ama bir yerde, zihnimizin derinliklerinde hep aynı soru yankılanır: “Saygı görmek için kendimiz olmaktan vaz mı geçmeliyiz?” İçinden geldiği gibi davranmak, gerçek düşüncelerini ifade etmek, kendin olmak… Bunlar kulağa ne kadar romantik gelse de, özellikle bazı toplumlarda bu özgün duruş pek de kolay karşılık bulmaz. Birey olmak ile toplumun beklentilerine uymak arasında sürekli bir ip cambazı gibi denge kurmak zorunda kalırız. İşte tam da bu noktada devreye giren şey, uyum sağlama gerekliliği olur. Ama şu soruyu sormak gerekir: Uyum sağlamak mı saygı getirir, yoksa duruş sahibi olmak mı? Toplumun Kurguladığı Maskeler •Bazı toplumlarda saygı, maalesef “görüntüye” duyulan hayranlıktır. Ne söylediğin değil, nasıl göründüğün önemlidir. Ne düşündüğün değil, ne kadar susabildiğindir kıymetli olan. Böylece insanlar zamanla kendi iç seslerini kısmaya, başkalarının beklentileriyle şekillenmeye başlar. Bu durum, Nasreddin Hoca’nın meşhur hikâyesindeki gibi olur: “Ye kürküm ye.” Orada insan değil, kürkü saygı görür. Ve bu saygı, aslında hiçbir zaman insana ait değildir. Bu sahte saygı biçimi, kısa vadede kişiye kabul görme duygusu verir. Ama uzun vadede içten içe bir boşluk yaratır. Çünkü gerçek takdir, görünene değil, gerçek olana duyulmalıdır. Uyum mu, Öz’e Sadakat mi? •Uyum sağlamak, büsbütün kötü bir şey değildir. Elbette sosyal hayatın bir gereği olarak bir nebze uyum, empati ve esneklik şarttır. Ancak bu uyumun sınırı iyi çizilmelidir. Eğer bir insan, özünden, değerlerinden ve kişiliğinden ödün veriyorsa; bu artık uyum değil, kendini silmek olur. Bu tür bir “uyum” uzun vadede
Hayata Dair
BülentÖz.
👏👏👏❤️❤️❤️
Reklam
Bilmem İnsan Nerenin yerlisidir???
‘’Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır’’ Dostoyevski Bu iletinin başlığını çok sevdiğim yazar İsmet Özel’den aldım. Zira bana fazlaca düşünme mesaisi harcattıran bir soru olmuştu kendisi. İnsan nerenin yerlisiydi sahiden. Aynı şiirde ismet özel defatle ‘eve dön, kalbine dön’ der. İnsan kendi kalbinin yerlisi olabilir mi? Belki de bilemiyorum.. Bu gün sevgili Lavanta ile sohbet konumuz Epic dergisinin Little America köşesinden yine aynı isimle dijitale uyarlanan, gerçek göçmen hikâyelerinden kesitler sunan Apple+ dizisi oldu. Göç meselesi, içinden kolayca çıkılacak, bir ileti de yahut bir makalede etraflıca tartışılmayacak kadar ağır ve derin bir konu. Göç etmek mevzu bahis olduğunda iki sağlam dürtü sarmıştır sizi. Biri hayallerin peşinden gitmek, diğeri ise içinde bulunulan kötü yaşam koşullarından kurtulmak. Göç edenlerin kafası karışıktır. Aynı zamanda duyguları da. Her ne koşulda olursa olsun içinde umudu barındıran göç, köklerinizden kopardığı için sizi bolca hüznü de barındırır içinde. İnsan sosyal bir varlıktır. Her daim başkalarına ya ihtiyaç duyar yahut ta işi düşecektir. Bu nedendir ki hayata tutunma çabası bilmediği bir coğrafyada hiç aşina olmadığı bir kültürde bir hayli zor olacaktır. Dili, rengi, örfü adeti, sanatı, estetiği, değer yargıları sizinle aynı olmayan insanlar arasında ki kendine yer bulma çabası misafirliğe gidilen evde koltuğun kenarında emanet oturma minvalindedir. Ve herkes çok iyi bilir ki en güzel şatafatlı evlerde misafirlik bile insanı kendi evinde ki kadar rahat hissettirmez. İşte göçmenin ruh hali bu misafirden farklı değildir. İnsan kendine benzeyeni arar. Askerlik yapan erkekler çok iyi bilir ki ilk temaslar her zaman memleket üzerinden kurulur. Yeni tanışılan birine ilk olarak
İnsan ve Hayat
Lavanta isimli okura yanıt verildi
BülentÖz.
Ne yapıyorduk hah mızıkçılık yapmıyorduk sevgili Lavanta😎
“Muavinim dedi… ve ben o an anladım: bu aşkın freni tutmaz.” Normalde 1 saatte gidilen yolu biz 2 buçuk saatte gittik. Çünkü acelemiz yoktu… Ve klimamız da yoktu. 😅 Dışarısı fırın gibi, içerisi hamam. Ama biz? Biz alevlerin arasında mutluluktan yanıyorduk sanki. Kamyonun içinde serinlik yoktu ama sohbetimiz öyle akıyordu ki, sanki içimizde portable klima vardı. Yol boyunca kah güldük, kah konuştuk, kah “gözünü yoldan ayırma aşkım” dedim ama bir yandan da ben ayıramadım gözümü ondan. Ve sonra… bana döndü ve dedi ki: “Sen benim muavinimsin.” O an anladım: Bu sadece bir yolculuk değildi. Bu, kamyon vibrasyonları eşliğinde yazılmış bir aşk manifestosuydu. Ne koltuk teri, ne yokuş yukarı çıkan kamyonlar… Hiçbiri bu aşkın enerjisini düşüremedi. Evet, hava sıcaktı, evet, saçım alnıma yapıştı ama kalbim hiç bu kadar ferah olmamıştı. Çünkü önemli olan nereye gittiğin değil, kiminle yolda olduğun. Ve artık biliyorum, Ben bir gün gelin olursam, nikah memuru “eşinizin neyi olmayı kabul ediyor musunuz?” dediğinde, Ben dimdik durup, gülümseyerek cevap vereceğim: “Muavini olmayı.” Not: Her şey çok güzeldi ama klimayı icat eden insana da buradan rahmet ve minnetle…
Hayata Dair

BülentÖz.

@Tdriver
·
Selvi Boylum Al Yazmalım
SEVGİ NEYDİ, SEVGİ EMEKTİ UÇUŞAN YAPRAK, BOŞ BİR SALINCAK SENDEN BAŞKA YOK HİÇ KİMSE DÜŞERİM DARA, İÇİM YARA 🎼youtu.be/g4cFz0tcOqg?si=...
İnsan ve Hayat
BülentÖz.
❤️❤️
Gelecekte Bir Gün..
Gelecekte bir gün, birlikte uyandığımız bir sabah hayal ediyorum. Perdeden sızan ışık odamıza dolarken, senin o biraz uykulu ama hep tanıdık gülümseyişine bakıyorum. Kahvemi sen yapıyorsun, ben ekmekleri yakıyorum — her zamanki gibi. Aramızda geçen küçük bakışmalar, sessizce gülümsemeler… Hiçbir kelimeye gerek yok; çünkü biz her şeyi gözlerimizle konuşuyoruz artık. Evimizde müzik çalıyor. Belki sevdiğimiz bir eski şarkı bizim oğlan Emre’den “Naçar”diyor… Ben salonda ayaklarını uzatmışım, sen mutfakta barın kenarında bana bir kokteyl yapıyorsun — içinde sadece buz yok, içinde bizi anlatan bütün anılar var. Birlikte sarılıp dertleşip ağladığımız o sahil gecesi, aynı anda sustuğumuz o konser anı, gözlerimizin konuştuğu o uzun bakışlar… Ben sana bakarken, kendimi en çok “ait” hissediyorum. Çünkü ben hiçbir yere değil, sana aitim. Aynı marketin önünden geçiyoruz bir pazar günü. Seninle birlikte pazara gidiyoruz, el ele. Ben her zamanki gibi gereksiz şeylere yöneliyorum, sen her şeyi tek tek seçiyorsun. Eve dönüyoruz, alışveriş poşetlerini yere bırakıp gülüyoruz. Ve sonra yine sen, “Hadi sevgilim, aç bir film,” diyorsun. Ben dizlerine uzanıyorum, sen saçlarımı okşuyorsun. İşte o an dünya yine duruyor. Ne ses var, ne zaman. Sadece senin kokun, ellerin ve ben… Sana dair en çok sevdiğim şey şu: Senin yanında sıradan olan her şey çok güzel. Basit bir yürüyüş, yağmurlu bir akşam, birlikte alınan bir kahve… Sen varsa, hepsi başka bir renge bürünüyor. Bazen geçmişteki o sahil gecemizi hatırlıyorum. Birlikte içip dertleştiğimiz, senin bana “buradayım” dediğin o geceyi.
Aşk
BülentÖz.
❤️❤️