Bazı kitaplar vardır ki, yalnızca okunmaz; hissedilir, yaşanır, içselleştirilir. Bir Dinozorun Anıları benim için tam da böyle bir kitap oldu. Ama bu kitapla kurduğum bağ, yalnızca Mina Urgan’ın eşsiz hayatını ve fikirlerini okumamla ilgili değil. Bu bağın kalbinde sen varsın BülentÖz.
Bu kitabı elime ilk aldığımda söylediğin cümle hâlâ kulaklarımda: “Bu kitapta sen varsın, onun düşünceleri seninle aynı.” O an ne kadar kıymetli bir hediye verdiğini anlayamamış olabilirim, ama sayfalar ilerledikçe her kelimede, her düşüncede, her direnişte seni ve beni buldum.
Mina Urgan… Hayatı boyunca dik duran, sorgulayan, okuyan, yazan, düşünen bir kadın. Tüm ömrünü kitaplara, ideallere, özgürlük arayışına ve insana adamış biri. Onun satırlarını okurken hayata karşı duyduğu tutkuya hayran kaldım. Kadınlığı, aydın olmayı, yaşlanmayı ve ölümü böylesine samimi, gerçek ve mizahla anlatabilen kaç insan var ki? Her anısını paylaşırken sanki karşısında ben varmışım gibi içten, sıcak ve dürüsttü. Ama ne tuhaf ki, satır aralarında hep seni hissettim.
Çünkü Mina Urgan’ın ideallerine olan bağlılığı, hayata karşı yitirmediği mizah duygusu, içindeki asi ruh… Bütün bunlar bana seninle olan sohbetlerimizi, birlikte kurduğumuz hayalleri, hayatı birlikte yorumlayışımızı hatırlattı. Onun “dinozor” olmayı seçmiş bir kadının gözünden anlattığı dünya, benim gözümde senin bana açtığın yeni bir pencere oldu.
Urgan’ın Jean-Paul Sartre’a duyduğu hayranlık, İstanbul Üniversitesi’ndeki akademik mücadeleleri, annesiyle yaşadığı inişli çıkışlı ama derin ilişki, arkadaşlıklarının dürüstlüğü… Her biri ayrı ayrı düşündürdü beni. Ama en çok etkilendiğim şey, yaşadıklarının her birini bir mizah perdesiyle sunmasıydı. Belki de bu yüzden hayatındaki kayıplar bile hüzünlü değil, umut doluydu. Tıpkı senin bana