“Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Bellerine de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir...”
“Seks aşk değildir. Flört aşk değildir. Haftanın yedi günü günün 24 saati biriyle konuşmak aşk değildir. Birisi için bütün gece uyanık kalmak aşk değildir.
Aşk, zor tarafınızı gören ve yine de sizi sevmeyi seçen kişidir. Siz yapamadığınızda sizin için bir şeyler yapan kişidir. Gözyaşlarınız yüzünüzden aşağı akarken size sarılan ve sizi sakinleştiren kişidir. Sizin tek gördüğünüz kötülükken sizin hakkınızdaki tüm iyi şeyleri ifade eden kişidir. Senin iyi olduğundan emin olan kişidir.
Her gece ve her gün seni düşünen kişidir.
size sadakatle bağlı olan kişidir. İşte aşk budur.”