BülentÖz.

BülentÖz.
HeavyWorkEquipment
Cyprus International University (MBA)
Çorum
Turkey, 29 Ağustos 1989
789 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Testide Pişen, Kalpte Taşan”
Hiç plan yapmadan, haritasız, sadece kalbimizin gösterdiği yönü takip ederek çıktık yola. “O kadar da değil” dediğim ne varsa, onunla olduktan sonra “İyi ki”ye dönüşmeye başladı. Bir anda, “Hadi seni dünyanın merkezine götüreyim bugün ” dedi. Ben de “Madem kalbimdesin, nereye gitsek dünyanın merkezi sayılır” demedim ama düşündüm içimden. Ve biz Hattuşaş’a gittik. Her taşını tek tek anlattı bana. Sanki zaman makinası kiralamış da beni geçmişe götürmüş gibiydi. Ben onu dinlerken, taşların kaç yıllık olduğu değil, onun ses tonundaki sıcaklıkla kaç kez âşık olduğum daha çok ilgimi çekti. Kah güldük, kah poz verdik, kah taşlara anlam yükledik… Ama her adımda, tarihten çok kendi hikâyemizi yazıyorduk. Sonra birden “Acıkmadın mı? Sen hiç testi kebabı yedin mi?” diye sordu. “ Yozgat hemen şurası.” Bakınız: İlişkinin bir üst seviyesi — şehir değiştirerek yemek yemek. Yani öyle kafede oturup tatlı söyleyen çiftlerden değiliz, biz sınır tanımıyoruz. Açlığımız bile romantik. Yolda o kadar çok güldük ki… Navigasyon bile şaşırdı, çünkü biz yön değil an kovalıyorduk. Birbirimizin gözlerine bakıp saatlerce konuşmadan anlaşabildiğimiz gibi, aynı saçma şarkıya bağıra bağıra eşlik edebiliyorduk.Örnek aşağıdadır merak edenler dinleyebilir :) youtu.be/IkBPst5o8g8?si=... O an anladım: Onunla olduğumda hiçbir filtreye gerek yoktu. Olduğum gibi seviyor, güldürüyor, rahatlatıyor… Ve evet, kesinlikle biraz da baştan çıkarıyordu. Testi geldiğinde gözü parladı. “Bunu sen kıracaksın” dedi. Yapamam edemem diyene kadar kırdırdı bana testiyi. Ama sadece çömleği değil…
Hayata Dair
BülentÖz.
❤️❤️
Bir Acayip Yol Hikayesi
Bundan yaklaşık sekiz bin yıl önce doğmuş ve ne hikmetse sonra bizim memleketten bir daha geri dönmemek üzere gitmiş medeniyetin kalıntılarını izledik senle:):):) Hititlerin başkenti Hattuşa’dan bahsediyorum. Sağ koltukta oturan Lavanta’yı konudan bağımsız bırakırsak yol kenarında rastladıklarımız da güzeldi. Kafa nereye biz oraya enerjisi hep sen yanımdayken gelir bana. Sensiz odamdan mutfağa gitmeye üşendiğimden su bile içmeden yatarım ben:):):) Bu kültür gezisini sevdiğimden sayende müze kartı alacağım. Dursun belli ki lazım olacak:) Seninle bir ömür bankasının ortak anı hesabımıza yine yatırım yaptık. Ne yesek diye düşünürken sen hiç desti kebabı yedin mi Yozgat iki adım diyerek yemek yemek için şehir değiştirmemizi bir kenara koyuyorum. Adettendir ya destiyi kıran dilek tutarmış. Sen kırdığına göre dileğinde güzel bir yere kuruluyorum o halde:):) Haklısın bence de insan bu kadar amacını belli etmemeli. Ancak sen de şunu bilmelisin ki aklımı sana ipotek ettiğimden sağlıklı düşünemiyorum. Yoksa yirmilik dişi çekilen aklı başında hiç bir insan evladı et yemeye gitmez. Bu da burada tarihe not düşmek için kalsın:):):):) 🎼 youtu.be/1D4G5hAWFAQ?si=...
İnsan ve Hayat
Lavanta isimli okura yanıt verildi
BülentÖz.
Haha mümkün😄
Gerçek Saygı, Gerçek Sevgiyle Buluşunca..
Saygı Görmek İçin Uyum Sağlamak Zorunda Mıyız? •Toplumda kabul görmek, sevilmek, saygı görmek… Hepimizin içten içe arzuladığı, hatta zaman zaman bunun için büyük ödünler verdiğimiz kavramlar. Ama bir yerde, zihnimizin derinliklerinde hep aynı soru yankılanır: “Saygı görmek için kendimiz olmaktan vaz mı geçmeliyiz?” İçinden geldiği gibi davranmak, gerçek düşüncelerini ifade etmek, kendin olmak… Bunlar kulağa ne kadar romantik gelse de, özellikle bazı toplumlarda bu özgün duruş pek de kolay karşılık bulmaz. Birey olmak ile toplumun beklentilerine uymak arasında sürekli bir ip cambazı gibi denge kurmak zorunda kalırız. İşte tam da bu noktada devreye giren şey, uyum sağlama gerekliliği olur. Ama şu soruyu sormak gerekir: Uyum sağlamak mı saygı getirir, yoksa duruş sahibi olmak mı? Toplumun Kurguladığı Maskeler •Bazı toplumlarda saygı, maalesef “görüntüye” duyulan hayranlıktır. Ne söylediğin değil, nasıl göründüğün önemlidir. Ne düşündüğün değil, ne kadar susabildiğindir kıymetli olan. Böylece insanlar zamanla kendi iç seslerini kısmaya, başkalarının beklentileriyle şekillenmeye başlar. Bu durum, Nasreddin Hoca’nın meşhur hikâyesindeki gibi olur: “Ye kürküm ye.” Orada insan değil, kürkü saygı görür. Ve bu saygı, aslında hiçbir zaman insana ait değildir. Bu sahte saygı biçimi, kısa vadede kişiye kabul görme duygusu verir. Ama uzun vadede içten içe bir boşluk yaratır. Çünkü gerçek takdir, görünene değil, gerçek olana duyulmalıdır. Uyum mu, Öz’e Sadakat mi? •Uyum sağlamak, büsbütün kötü bir şey değildir. Elbette sosyal hayatın bir gereği olarak bir nebze uyum, empati ve esneklik şarttır. Ancak bu uyumun sınırı iyi çizilmelidir. Eğer bir insan, özünden, değerlerinden ve kişiliğinden ödün veriyorsa; bu artık uyum değil, kendini silmek olur. Bu tür bir “uyum” uzun vadede
Hayata Dair
BülentÖz.
👏👏👏❤️❤️❤️
Bilmem İnsan Nerenin yerlisidir???
‘’Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır’’ Dostoyevski Bu iletinin başlığını çok sevdiğim yazar İsmet Özel’den aldım. Zira bana fazlaca düşünme mesaisi harcattıran bir soru olmuştu kendisi. İnsan nerenin yerlisiydi sahiden. Aynı şiirde ismet özel defatle ‘eve dön, kalbine dön’ der. İnsan kendi kalbinin yerlisi olabilir mi? Belki de bilemiyorum.. Bu gün sevgili Lavanta ile sohbet konumuz Epic dergisinin Little America köşesinden yine aynı isimle dijitale uyarlanan, gerçek göçmen hikâyelerinden kesitler sunan Apple+ dizisi oldu. Göç meselesi, içinden kolayca çıkılacak, bir ileti de yahut bir makalede etraflıca tartışılmayacak kadar ağır ve derin bir konu. Göç etmek mevzu bahis olduğunda iki sağlam dürtü sarmıştır sizi. Biri hayallerin peşinden gitmek, diğeri ise içinde bulunulan kötü yaşam koşullarından kurtulmak. Göç edenlerin kafası karışıktır. Aynı zamanda duyguları da. Her ne koşulda olursa olsun içinde umudu barındıran göç, köklerinizden kopardığı için sizi bolca hüznü de barındırır içinde. İnsan sosyal bir varlıktır. Her daim başkalarına ya ihtiyaç duyar yahut ta işi düşecektir. Bu nedendir ki hayata tutunma çabası bilmediği bir coğrafyada hiç aşina olmadığı bir kültürde bir hayli zor olacaktır. Dili, rengi, örfü adeti, sanatı, estetiği, değer yargıları sizinle aynı olmayan insanlar arasında ki kendine yer bulma çabası misafirliğe gidilen evde koltuğun kenarında emanet oturma minvalindedir. Ve herkes çok iyi bilir ki en güzel şatafatlı evlerde misafirlik bile insanı kendi evinde ki kadar rahat hissettirmez. İşte göçmenin ruh hali bu misafirden farklı değildir. İnsan kendine benzeyeni arar. Askerlik yapan erkekler çok iyi bilir ki ilk temaslar her zaman memleket üzerinden kurulur. Yeni tanışılan birine ilk olarak
İnsan ve Hayat
Lavanta isimli okura yanıt verildi
BülentÖz.
Ne yapıyorduk hah mızıkçılık yapmıyorduk sevgili Lavanta😎