Ben yıllardır yalnız, yapayalnız ama mutlu, gösterişli bir antikacı dükkanının alt katında, penceresi kaldırımla sırdaş, nemli, küflü, ışığa küs, hayata küs, meraka küs, yalnız, yapayalnız, bir
küçük odada tahtalar ve cilalarla baş başa yaşamaya alışmışken; o, az önce, elinde çok eski bir fincan, içinde simsiyah bir çay, ayağında topukları kısa ama iğne kadar ince, sedef beyazı saten terliklerle ve sanki tuhaf bir müjde vermek istermişçesine geldi...çıkageldi... nemli, küflü, ışığa küs, hayata küs, meraka küs, yalnız, yapayalnız küçük odama, hayatıma, yanıma sanki ezelden
varmış gibi çöreklendi... hem de o tuhaf, çok tuhaf haliyle.