Arif Bey

Arif Bey
@TecahuliArif
İstanbul, 16 Eylül
18 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
10/10
·266 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
"Aldous Huxley, “Cesur Yeni Dünya”da H. G. Wells‘in “A Modern Utopia” (1905) ve “Men Like Gods” (1923) gibi ütopyalarından esinlendiğini, geleceğin imkanlarına dair bu ümit dolu vizyonunun o romanların bir parodisini yazma fikri verdiğini söyler. İlerleyen zamanlarda da Wells’in ‘etkin, iyimser, buluşçu, yenilikçi ve iyi huylu’ vatandaşlarla dolu tozpembe ütopyaları ile alay ederek onları “Wellsce” olarak tanımlamıştır. “Cesur Yeni Dünya” ile ilgili Mrs. Arthur Goldsmith‘e (Amerikalı bir ahbabı) yazdığı mektupta ise “başlarda H. G. Wells’in bir bacağından çekiştirerek biraz eğlendiğini, ama zamanla kendi fikirlerinin heyecanına kapıldığını” ifade etmiştir. Öğrencisi ve çağdaşı George Orwell ise Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”da kısmen Yevgeny Zamyatin’in “Biz”inden esinlendiğine savunmaktaydı. Buna rağmen, Huxley 1962 tarihli bir mektubunda “Cesur Yeni Dünya”yı “Biz”i duymadan çok önce yazdığını söylemiştir. “Biz”in çevirmeni Natasha Randall‘e göre Orwell, Huxley’in yalan söylediğine inanıyordu. Ayrıca “Cesur Yeni Dünya”daki bilimsel fütürizminin J. B. S. Haldane‘in “Daedalus; or, Science and the Future” (1924) adlı kitabından alındığı da düşünülür." Yazarlarımızdan Fatıma Yeşim'in, Aldous Huxley'in kült eseri "Cesur Yeni Dünya"yı incelediği analizin tamamı için, buyurun: tecahuliarif.com/2016/11/aldous-...
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2020 19. kitabı
"Şimdi de biraz dedikodu yapalım. Yazar, Sermet Hanım’la olan evliliğinde, Tevfik Fikret’in de yaşadığı konağa iç güveysi olarak gitmiştir. Eylül’ün öyküsünün bu yıllara dayandığı ve Mehmet Rauf’un imkansız aşkının da Fikret’in eşi olduğu rivayet edilir. Ancak doğrulanmış bir bilgi değildir. Aşklarına dair verdiği bir röportajda dahi bu konunun bahsini açmamıştır. Romandaki Necip karakterinin inandırıcılığı ve yazarın hayat tarzı nedeniyle bu dedikoduların çıkmasını belki de doğal karşılamalıyız. Çoğu eserin tamamen öznel, yazarının fikir ve duygularından bağımsız olduğunu söylemek çok inandırıcı olmayacaktır. Kaldı ki, kimi zaman yazarların karakterlerini idealize edip kendilerinin söylemek istediklerini söyletmelerine de rastlamak mümkün. Eserin başarısını bu açıdan da değerlendirmek gerektiği kanısındayım. Yayınlandığı dönemde pek ses getiren bu esere yapılan yorumlardan, Mehmet Rauf’un aşka aşık bir insan olduğu (Halit Ziya’nın roman hakkındaki yorumları da bu kanaat doğrultusundadır), henüz 22 yaşındayken dergi için doldurduğu bir ankette, en büyük hayali olarak ‘birlikte ölünecek kadını bulmak’ arzusunu bildirdiği anlaşılmaktadır. Musiki ve aşka tutkun yazar, eserlerinde de bu konulara ısrarla yer vermiştir. Eylül, yazarın en bilinen eseri olmakla birlikte, sonraki eserlerinde de psikolojik tahlillere sıkça yer vermiş, genellikle aşk maceraları üzerinde kafa yormuş; ancak bunlar Eylül kadar başarılı olamamıştır. Yazarın Necip karakterini diğerlerinden daha fazla benimsediğini söylemek de çok yersiz bir iddia olmayacaktır." Yazarlarımızdan Bilgen İdil'in, Türk edebiyatının ilk psikolojik roman örneği olan "Eylül"ü incelediği analizi için, buyurun: tecahuliarif.com/2016/09/mehmet-...
EylülMehmet Rauf · Bordo Siyah Yayınları · 201850bin okunma
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2020 18. kitabı
"Belki günümüz için klişe ve melodram sayılabilecek bu uzun hikaye, dönemi dikkate alınarak okunduğunda beklentilerinizi belki karşılayabilir. Karakterler yüzeysel, diyaloglar fazlaca şiirsel, tesadüfler olay akışlarında gereğinden çok etkili olduğundan hayal gücü fazlasıyla gelişmiş günümüz okuyucusuna pek hitap etmese de döneminde pek çok kişiye, özellikle kadın gotik yazarlara (Mary Shelly, Ann Radcliffe, Anna Letitia Barbaud, Lucy Aikin…) ilham kaynağı olmuştur. Gotik edebiyatın temel unsuru olan; mekana ve doğa üstü olaylara dayalı, bilinmeyene dair, boşluklarla harlanan korku ve dehşeti aktarmaktaki başarısıyla türünün ilk metni olarak kabul edilmiştir. Şatolar, gizli geçitler, tablolardan çıkan hayaletler, lanetler, nereden geldiği belli olmayan olağanüstü eşyalar, intikam için dönen ruhlar, saf bakireler, dindar ve kutsanmış kadınlar, asil köylüler, kan ağlayan heykeller, hırsla yanan ve sonunda hatasını anlayan yöneticilerle ilerleyen hikaye; gotik bir atmosferi sonuna kadar yansıtıyor. Hikayede, belki de ortaya çıkan Aydınlanma Çağı düşüncesinin etkisiyle; kadının kocasına mutlak bağlılığının da sorgulandığını düşünebiliriz. Kötü karakterimiz Manfred, ölen oğlunun nişanlısıyla evlenmek için karısına boşanmak istediğini söylediğinde, Hippolita danıştığı Papaz’ın itirazlarına rağmen anlamsız bir şekilde mutlak bağlılıkla davranmaya devam ediyor. Ayrıca halkın ne kadar şak şakçı, insanların doğaüstü olaylar karşısında ne kadar korkak olduğunu da eleştirmeden geçmiyor. Dönemine göre eleştiri cesareti olduğunu -yukarıdaki açıklamalar ışığında- söyleyebiliriz." Yazarlarımızdan Bilgen İdil'in, gotik edebiyatın ilk örneği kabul edilen "Otranto Şatosu"nu incelediği analizi için, buyurun: tecahuliarif.com/2016/10/horace-...
Otranto ŞatosuHorace Walpole · Can Yayınları · 20182,620 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2020 17. kitabı
"Pek çoğumuzun sandığının aksine; Frankenstein, canavarın değil ona can veren doktorun ismidir. Doktor, önce metafiziğe, sonra doğa bilimlerine ve en çok da şöhrete ilgi duyduğundan; mezarlardan topladığı parçaları birleştirip akıllı ve hissedebilen bir yaratık meydana getirir. İsmi yoktur. Yazar onu; yaratık, canavar ve iblis olarak anar. Shelley, üçüncü basıma yazdığı ön sözünde kitabın nasıl ortaya çıktığını, hangi fikirlerin etkili olduğunu belirtmiştir. Galvanizm ve Darwin’in -Erasmus Darwin- fikirlerinden bahsetmektedir. Yine Almanya’da Frankenstein Şatosu‘nda doğmuş olan simyacı Johann Konrad Dippel ve 18. yüzyıl İtalyan bilim adamı Giovanni Aldini‘den esinlendiği de düşünülmektedir. Ahlak ve inanç üzerine de pek çok filozoftan ilham almıştır. Evrensel ahlak arayışına romanda ciddi bir yer vermiştir. Tabii, karakterlerin id-ego, işçi-burjuva temsilcileri olduğu yönünde analizler de kabul görmüştür. Feminist bir bakış açısıyla kadının toplumdaki etkisiz ve barışçıl rolünün de tartışıldığı söylenmektedir. Yazarın feminist bir çizgi taşıdığı -hatta Otranto Şatosu’nun yazarı Horace Walpole bu nedenle kendisini ‘kuzu postu giymiş sırtlan’ olarak tanımlamaktadır- da dikkate alındığında akla yatkın bir açıklama olarak kabul edilmelidir." Yazarlarımızdan Bilgen İdil'in, gotik ve bilim-kurgu edebiyatının en önemli eserlerinden "Frankenstein"ı incelediği analizi için, buyurun: tecahuliarif.com/2016/10/mary-sh...
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Can Yayınları · 201821,8bin okunma
9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
"Bram Stoker romana önce “Vampir Kont” adını verip Avusturya’nın Steiermark bölgesinde geçmesini planlamış (bu taslaklar Dracula’nın bazı baskılarının başına eklenmiştir), ancak Gerard’ın, III. Vlad ve Transilvanya (Erdel olarak da adlandırılan bugünkü Romanya’nın orta ve batı bölgeleri) hakkındaki notlarını okuduktan sonra Eflak Beyi III. Vlad (Kazıklı Voyvoda)’ın isimlerinden biri olan ve kelime olarak ‘ejderin oğlu’ veya ‘şeytan’ anlamlarına gelen ‘Dracula’ ismini kullanmaya karar vermiştir. Romanın bir vampir hikayesi olmasının yanı sıra; Victoria kültüründe kadının rolü, cinsel gelenekler, göçler ve sömürgecilik gibi sosyal temaları da ele aldığı dikkate alındığında öykü ve karakter derinliğinin yakalanması, gerçekçiliğin yerinde ve ustaca kullanılması (yazarın gerçekçi anlatımına etkisi olan en büyük faktörlerden biri, yazarın gazetecilik tecrübesidir) romanın büyük başarısında etkili olmuştur dersek sanırım yanlış bir sonuca varmış olmayız. Edebi dilinin başarısı konusunda pek takdir görmediğini de not olarak düşelim." Yazarlarımızdan Bilgen İdil'in, gotik edebiyatın temel taşı "Draculayı"ı incelediği analizi için, buyurun: tecahuliarif.com/2016/10/bram-st...
DraculaBram Stoker · Can Yayınları · 20196,3bin okunma