Müzeyyen, aslında hepimizin hayatından geçen o "tam olarak ele geçirilemeyen" kişiyi temsil eder. Kitap boyunca Müzeyyen'in fiziksel varlığından çok, anlatıcının zihnindeki yankısını hissediyoruz. Yazar, aşkı bir mülkiyet meselesi olarak değil, bir varoluş sancısı olarak işlemiş.