Dünya ve insan eti, iyilikten yoksundu. İnsanlık, çizginin diğer tarafındaydı. Ancak iyilik ve kötülüğü ayıran sınıra o kadar yakındı ki, iyiliğin ne olduğunu biliyor, ancak hayata geçiremiyordu. Vicdan kelimesi ve duygusu, sınıra yakın olmaktan kaynaklanan bir sahtelikti. İnsan, iyiliğe yakın olan bir kötüydü.
Gözleri kapalıyken gördüklerini önemsemektense ayna tarafından büyülenmişti. Oysa iki ayna üst üste kapandığında ışıksızlıktan yok olan görüntünün yerini, hiçbir biçimde yok olmayan zihnin alması gerekiyordu. Sonuç olarak, insan, maddeye hak ettiğinden fazla değeri verdiği sürece mutsuz olacaktı.
Teknoloji, insan davranışını, ahlakını ve sosyo-ekonomik ilişkileri geri dönüşü imkansız kılacak biçimde değiştiriyordu. Söz konusu değişim, insanlığın amacından sapmasına ve doğa dışı, adsız bir türün yeşermesine neden oluyordu.
Her insanın boşluğa doğma hakkı olmalıydı. Vatansız, toplumsuz, ailesiz ve kişiliksiz olmak her insanın hakkıydı. Hiçbir insan, genetik ve kültürel mirasın baskısı altında yaşamaya mahkûm edilemezdi.