Mehmet

Mehmet
@TenebrisLux
Kendi iç dünyasını okumayla kuran ve ruhunu kitaplarla yoğuran adam.
İngilizce Öğretmeni
Lisans
Antakya / Antalya
30 Ağustos 1992
345 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Bir İnsan Babasını Ne Zaman Kaybeder?
Puan vermedi·208 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 21:32
Bu yazıyı kaleme almaya karar verdiğimde, aklımda tamamen esere sadık kalarak yazarın perspektifini merkeze alan bir değerlendirme yazısı yazmak vardı. Ancak insanın hayatında yaşadığı bazı büyük kayıplar, ister istemez işin içine kendi duygularını da katmayı neredeyse zorunlu hâle getiriyor; tıpkı babamın kollarım arasında yitip gitmesine tanıklık etmem gibi. Bir insan babasını ne zaman kaybeder? Ölüm anında mı, yokluğa alıştığında mı, yoksa bir gün babasının öldüğü yaşa geldiğinde mi? (Bu sene tam olarak bu yaştayım) Bu soruyu kendime onlarca hatta yüzlerce defa sordum. Cevapların hiçbiri tam manasıyla sorularıma karşılık olmadı. Çünkü bazı kayıplar vardır ki tek bir zamana ait değildir; hayatın tamamına yayılır. Bazı kayıplar vardır ki insanın içinden kocaman bir parça koparır ve oraya bir daha hiçbir şey tam olarak oturmaz. Bazı kayıplar vardır ki yankısı asla dinmez ömür boyu sürer gider. Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm adlı kitabı, bana bu gerçekleri bir kez daha hatırlattı. Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm adlı kitabını okurken, metnin sayfalarından çok kendi içimde dolaştığımı fark ettim. Çünkü bu kitap bir babanın ölümüyle ilgili değil yalnızca; bir evladın, babasız kalmayı hayatının merkezine nasıl yerleştirdiğiyle ilgili. Ölüm bir an, yas ise bir ömürdür. Gospodinov bunu biliyor. Maalesef ben de biliyorum. Dokuz yaşımdan beri babamın mezarına her yıl düzenli olarak gider ve babama o seneki gelişmeleri detaylıca anlatırım. Yaşantımı, kararlarımı, korkularımı, sevinçlerimi bazen de sessizce kırgınlıklarımı. Bu konuşmaların bir cevabı olmadığını bile bile yaparım bunu. Çünkü babalar ölse de, evlatları onlarla konuşmayı bırakmaz. Bahçıvan ve Ölüm de tam olarak bunu söylüyor: Ölüm, ilişkiyi bitirmez; biçimini değiştirir. Babamın yokluğunu her an en
Edebiyat
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Reklam
Sönen Mumlar Kalan Gerçekler
Puan vermedi·120 syf.··
2026 2. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 23:38
Sándor Márai'nin Mumlar Sonuna Kadar Yanar (orijinal adıyla A gyertyák csonkig égnek) adlı eserinin, dünya edebiyatının derinlikli şekilde işlenen psikolojik hesaplaşma metinlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyerek yazıma başlayabilirim. (Dikkat kısmen de olsa spoiler içerir.) ​Küller Altında Kalan Bir Hesaplaşma ​Sándor Márai’nin Mumlar Sonuna Kadar Yanar isimli romanı ruhun karanlık dehlizlerini aydınlatmak adına elde tutulan eski bir fenerle yapılan bir yolculuk adeta. İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde, çökmekte olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun aristokratik atmosferinde geçen bu anlatı, bizlere bir "insanlık trajedisi" sunuyor. ​Arkadaşlığın Sarsılmaz Sanılan Temelleri Romanın merkezinde, çocukluktan itibaren kaderleri birbirine neredeyse mühürlenmiş gibi görünen iki adam vardır: Henrik ve Konrad. Belirtmem gerekir ki Márai, bu romanında dostluğu sadece bir paylaşım aracı olarak değil, bir varoluş biçimi olarak ele alır. Ancak bu dostluk, homojen bir bağ değildir; içinde derin uçurumlar barındırır. Henrik’in kale gibi sağlam, köklü ve varlıklı dünyasına karşılık; Konrad’ın daha kırılgan ve dışarıdan gelen dünyası. Yazarımız "statü farklarını" sessiz bir gerilim hattı olarak hikayenin altına ustalıkla döşer. ​Statü ve Aidiyetin Gölgesi Kitap boyunca hissettiğim yoğun huzursuzluğun kaynağının bu sınıfsal ayrım olduğunu düşünüyorum. Henrik aristokrasinin getirdiği doğal bir özgüvenle yaşarken, Konrad her zaman bir "yabancı" olmanın, o dünyaya ait olamamanın sancısını çeker. Márai bizlere, en derin dostlukların bile sınıfsal kimliklerin ve ekonomik uçurumların yarattığı görünmez duvarlara çarpıp parçalanabileceğini ustalıkla gösterir. ​Büyük İhanet ve Hayal Kırıklığı Kırk bir yıllık bir ayrılıktan sonra gerçekleşen o büyük akşam yemeği, aslında bir
Edebiyat
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,5bin okunma
Yalom’dan Varoluşun En Cesur Grup Seansı
Puan vermedi·440 syf.··
2025 40. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2025 23:08
Irvin Yalom, felsefeyi terapi odasına sokan, varoluşçu psikiyatrinin modern ustalarından biri. Onun eserleri, bize sadece hikaye anlatmakla kalmaz; aynı zamanda yaşamın en büyük kaygılarına, yani ölüm, yalnızlık ve anlamsızlık gibi temalara cesurca bakmamızı sağlar. “Bugünü Yaşama Arzusu Schopenhauer Tedavisi” romanı ise, bu varoluşsal düğümleri hem bir felsefe dersi hem de sürükleyici bir grup terapisi seansı şeklinde önümüze seriyor. ​Kitabın merkezinde, ölümcül bir hastalıkla burun buruna gelen, deneyimli terapist Julius Hertzfeld var. Julius, mesleki geçmişini sorgularken, yıllar önce başarıyla sonuçlandıramadığı eski hastası Philip Slate’i hatırlar. Philip, gençliğinde herhangi bir anlam arayışında olmadan salt içindeki cinsel dürtülerle hareket eden biriyken ilerleyen süreçte kendini Schopenhauer’in karamsar felsefesine kaptırmış bir karakterdir. ​Roman, iki ana hikaye hattını ustalıkla birleştirir: 1- ​Grup Terapisi: Julius’un liderliğini yaptığı, her biri kendi varoluşsal kriziyle mücadele eden karakterlerden oluşan grup. Yalom, bu grup seanslarını, okuyucunun kendini de o dairenin bir üyesi gibi hissedeceği kadar gerçekçi ve ham bir dille anlatır. 2- ​Schopenhauer'in Gölgesi: Philip’in, Arthur Schopenhauer'in katı kötümserliği ve iradeyi reddeden felsefesi üzerinden yaşamına yön vermesi. Yalom, Schopenhauer’in biyografik kesitlerini ve felsefi görüşlerini zekice romana serpiştirerek, felsefenin hayata nasıl somut bir rehber olabileceğini (ya da olamayacağını) gösterir. ​Schopenhauer'e Rağmen "Bugünü Yaşama Arzusu" ​Yalom, esasen şunu soruyor: Schopenhauer’in insan hayatının acı ve anlamsızlık döngüsü olduğu yönündeki karamsar tezleri, modern bir insanın psikolojik acılarını dindirebilir mi? ​Philip, Schopenhauer’in yalnız kalma ve iç dünyaya çekilme
1000Kitap
Bugünü Yaşama ArzusuIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20174,842 okunma
Özgürlük Köleliktir: Modern Hayatın Sloganı
Puan vermedi·352 syf.··
2025 39. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 11:14
George Orwell’ın "1984" romanını bitirip kapağını kapatırken üzerime ciddi bir ağırlığın çöktüğünü belirterek yazıma başlamalıyım diye düşündüm. Bu, kurgusal bir dünyadan yayılan ama iliklerime kadar işleyen bir gerçeklik hissiyatının ta kendisiydi. Bir distopyanın son durağını anlatan bu eser, benim için sıradan bir okuma deneyiminden öte, zihinsel bir sorgulama seansı gibiydi. Winston Smith’in karanlık yolculuğu, yalnızca onun değil, hepimizin ruhunda farklı şekillerde tezahür eden "özgürlük" tanımını paramparça ediyor. ​Roman, totaliter rejimin mutlak hâkimiyetini, Büyük Birader’in o meşum gözetimi altında nefes alamayan bir toplumun hikayesini anlatıyor. Ama "1984"ün asıl dehşeti, siyasi mekanizmaların yarattığı salt korku değil, insan ruhunun nasıl yontulup şekillendirilebileceğinin edebi bir şaheserle gözler önüne serilmesinde yatıyor. ​Orwell'ın edebi üslubu, bu karanlık tabloyu çizmekte takdir edilecek derecede başarılı. Dili, soğuk, keskin ve tavizsiz; tam da Okyanusya rejiminin kendisi gibi. Mesela "Yenikonuş" (Newspeak)'un kelimeleri yok ederek düşünceyi de yok etme çabası, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bilincimizin ve özgürlüğümüzün ta kendisi olduğunu çarpıcı bir şekilde kanıtlıyor. "Savaş Barıştır", "Özgürlük Köleliktir", "Cehalet Güçtür" gibi paradoksal sloganlar, Çiftdüşün (Doublethink) yeteneğiyle harmanlanıp beynimize kazınıyor. Okurken, gerçeğin elastikiyetine, geçmişin iktidarın elinde bir kil parçası gibi yoğrulmasına tanık olmak, zihnimizi bir nevi "düşünce suçu" işlemeye zorluyor. ​Winston'ın günlük defterine yazdığı (ekmeye çalıştğı) isyan tohumları, bir bireyin son direniş aşamalarını bize korkuyla gösteriyor. Aşkı, Julia'nın kollarındaki kısa süreli özgürlük anları, yasaklanmış insan duygularının ne denli kıymetli ve
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,1bin okunma
Gerçek Dünyadan Yalnızlığa Bir Yolculuk.
Puan vermedi·416 syf.··
2025 33. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 18:36
Peyami Safa'dan Bir Yüzleşme Romanı: Kayıp Ruhların Peşinde Peyami Safa, Türk edebiyatının felsefi derinliği en yüksek yazarlarından biridir ve bana göre "Yalnızız" romanı bu unvanını fazlasıyla hak ettiğini gösteren en net eseridir. Yazarımız, bu eserinde, Batı'nın cazibesiyle Doğu'nun maneviyatı arasında sıkışıp kalan karakterlerin ruhsal portrelerini ustaca çizer. Eserdeki her bir karakter, bu büyük felsefi çatışmanın farklı bir yüzünü temsil ederken, yazarımız okura sadece bir aile draması sunmakla kalmaz; aynı zamanda medeniyetimizin yaşadığı kimlik krizini de sorgulamaya davet eder. "Yalnızız", okuruna, sadece bir roman okutturmaz; aynı zamanda çağın ve insanın yalnızlığını sorgulatan bir ayna tutma görevini üstlenir. Romanın ana karakteri Samim, modern hayatın getirdiği materyalist ve yüzeysel değerlerden bunalmış bir aydın olarak karşımıza çıkar. Onun bu gerçeklikten kaçmak için bulduğu yol, kafasında yarattığı Simeranya adında ütopik bir dünyaya sığınmaktır. Simeranya, sadece bir hayal ürünü değil, aynı zamanda yazarın idealize ettiği, paranın ve gücün değil, maneviyatın ve ahlakın hüküm sürdüğü bir toplum arayışının felsefi bir sembolüdür. Bu ikili yaşam, okuru "Gerçeklik mi, yoksa ütopyaya sığınarak yaşamak mı daha doğru?" sorusuyla baş başa bırakır. Yazarımız, Samim'in etrafında şekillendirdiği diğer karakterlerle de bu felsefi çatışmayı derinleştirir. Meral'in Paris aşkı ve içindeki bitmek bilmeyen çelişkileri, Batı'nın çekiciliğine kapılan ancak manevi boşlukta savrulan modern bireyi temsil eder. Diğer yandan, Besim gibi karakterler ise daha çok maddi dünyaya ve hazlara odaklanarak, ruhsal çöküşün farklı bir boyutunu gözler önüne serer. Bu karakterler arasındaki ilişkiler, sadece bir aile draması olmanın ötesine geçerek, Doğu-Batı medeniyet
Edebiyat
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202527,2bin okunma
Reklam