Hepimizin duyduğu ''Çok gezen mi bilir çok okuyan mı ?''
klişesi tadı veren eserin daha derin anlamda incelenmesi gerektiğine inananlardanım.Eseri sadece bu klişe etrafında değerlendirmek yazara haksızlık olacağı kanaatindeyim. Adı geçen yazar hayatı boyunca kitaplarla iç içe yaşamış fakat yaşamını anlamlandıracak , hayatına neşe katacak kıvılcımı bir türlü yakalayamamıştır. Zorba ile tanışana kadar yaşamı kendince anlamlandırmak için mürekkep yutarcasına kitaplar karıştırmış , yaşamında örnek aldığı; Homeros, Buddha, Bergson, Nietzsche gibi önemli şahsiyetlerin izinden gitmeye çalışmıştır. Fakat yine de hayatı boyunca içsel olarak bir türlü tatmin edici manevi refahı yakalayamamıştır. Eserde Zorba karekterini okumaya başlayınca yazarın, sıradan,anı yaşamaya çalışan birinden yaşamını ters yüz edecek kadar etkilenebilmiş olması beni biraz şaşırttı diyebilirim. Zorba karekteri çeşitli bölgeleri gezip farklı insan tipleri ile tanımış; geçmişinde hiç de hoş olmayan anılar bırakmış bir kişi. Zorba aynı zamanda hayatında hiç kitap okumamış, yaşamın anahtarını kitaplarda aramayı saçmalık olarak gören bunu da kendisinin tam tersi bir yaşam süren yazara dile getirmekten hiç çekinmeyen aykırı biridir. Yazarın mezar taşına; "Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm." diye yazacak kadar Zorba'ya bağlanmış biri. Yazarın Buddha ,Nietzsche...gibi elini eteğini maddiyattan,şatafattan çekmiş,yaşamın tatmin edici mutluluğu uğruna yollara düşmüş hatta bu uğurda akıllarını yitirecek durumlara düşmüş kişileri Zorba'ya tercih etmesinde birçoğumuzun yıllardır yaşamımızdan eksik etmediği, güvenli limanlarımıza yolculuk ümidimizi diri tutan kitapların bizleri o temiz,yaşamın kargaşasından uzaklaştıracak limanlara ulaştıramaması olabilir mi ? Okuyoruz, araştırıyoruz;