Okurken insanın boğazına oturan bir ağırlığı var romanın; çünkü hikâye yalnızca bir “suç” meselesini değil, erkek egemen bir düzenin bir kadını nasıl adım adım kıstırdığını anlatıyor.
Yazar, rahatsız eden sorularla okuru baş başa bırakıyor: Suç gerçekten kimin? Adalet ne şekilde kendini gösterecek?
Eser
, parasızlıkla boğuşan bir öğrencinin günlük hayatını anlatıyor gibi görünse de asıl mesele yoksulluktan çok, anlatıcının kendisiyle ve toplumla kuramadığı bağ. Dazai’nin kendine özgü ironisi ve karamsarlığı satır aralarında sürekli hissediliyor; kahramanın küçük hesapları, utancı ve çaresizliği okura tanıdık geliyor. Büyük olaylar yok ama metin boyunca insanın içini kemiren bir sıkışmışlık duygusu var.
Güvercin, kısa sürede okunan ama etkisi uzun süren bir eser. Kitap bana şunu düşündürdü: Hayatımızı ne kadar kontrollü yaşarsak yaşayalım, en küçük, en önemsiz detay bile tüm dengemizi bozabilir.