Akıl sahip olunacak değerli bir şey; bir zamanlar insanların para biriktirdiği gibi biriktiriyorum onu. Saklıyorum,zamanı geldiğinde, elimde yeteri kadar olacak.
Birçok şey olmadan yaşamayı öğrendim. Çok şeyiniz olursa, derdi Lydia Teyze, bu maddi dünyaya aşırı bağlanır ve manevi değerleri unutursunuz. Manevi yoksulluğu beslemelisiniz. Sabırlı ve uysal olanlar kutsanır. Dünyanın miras olarak bırakılması hakkında bir şeyler söylemedi, nedense.
Neredeyse soluksuz kalıyorum: Yasak bir sözcük söyledi.Kısır. Artık kısır erkek diye bir şey yok, resmi olarak. Doğurgan ve kısır kadınlar var, kanun böyle.
Türk, etrafindakilere medeni olduğunu göstermek için evini şapkalı mimara inşa ettirir. Nabzını şapkalıya uzatır. Parasını ecnebi bankalara yatırır. Alışverişini hep, kendi din ve milliyeti dışındaki işyerlerinden yapar. Türk asırlardan beri kanını, etrafını saran hasımlarına emdirdi. Gafletle sülük tutundu. Nihayet bünyesi zayıf, vücudu hasta düşerek ölüm döşeğine uzandı. Onu tedaviye uğraşır görünenlerin, sonunda birer cellat olduklarını anladığı gün reçeteleri yırtmaya, ilaçları dökmeye kalktı ama iş işten gecmişti.
Korku, yavaş yavaş insanı deliliğe yakınlaştırıyormuş, bu sayede öğrendim. Insan korkunun eşiğine gelince olasılıklar, akıl ve mantık ölçüsünden hızlıca uzaklaşıyor; imkânsızlık ortadan kalkıyor, yan yana gelmesi mümkün olmayan şeyler birden yakınlaşıyor. Deliliğin daha kaç türüne yaklaşacaktım acaba?