Ve şimdi gezdir gözlerini Semerkant'ın üzerinde! Değil mi ki o yeryüzünün ecesi? Alıp tüm diğer kentlerin yazgı iplerini ellerine, çıkmamış mı hepsinin üstüne o mağrur?
Yine de bambaşka nitelikte bir etken var ki diğerlerine göre daha fazla üzerinde durulmasını hak ediyor: Petrol krizi. Yetmişli yıllar boyunca birçok sarsıntı halinde meydana gelen kriz, tüm dünyada pek çok ekonomik, toplumsal ve siyasal parametreyi değiştirecekti; hem zihniyetlerde hem de güç dengelerinde köklü bir değişime yol açacak ve Arap dünyasının oradan hareketle de gezegenin geri kalanının üstüne yoğun bir gericilik ve gerileme bulutunun çökmesine neden olacaktı.
Lübnan hükümeti, bu felç edici zaaftan ötürü, fedailerle çıkan ilk küçük çatışmaların ardından, Ürdün kralının sonuna kadar reddettiği şeyi, yani Filistin silahlı hareketlerinin kendi topraklarında operasyon yapmasına izin veren resmi anlaşmayı derhal kabul etti. Kasım 1969'da Kahire'de imzalanan ve parlamento tarafından, gizli maddelerinin milletvekillerine açıklnması reddedildiği için, gözü kapalı onaylanan bu anlaşma, bir devletin hükümranlığını ve iç barışını korumak istiyorsa imzalamaktan kaçınması gereken anlaşma örneği olarak arşivlerde yerini koruyacaktır. Anlaşmada, Lübnan topraklarının tamamındaki Filistin mülteci kamplarının bundan böyle Filistin Kurtuluş Örgütü'nün otoritesi altına gireceği ve bunun İsrail'e karşı silahlı eylemlerini artık serbestçe Lübnan topraklarından yürütebileceği belirtiliyordu.
Koşullar hesaba katılmadan bakıldığında, bir hükümetin haklı gördüğü bir mücadeleye katılması ve yürütenlere yardım etmesi tamamen meşrudur. Ama ne Prusya'ya ne de Sparta'ya benzer bir yanı olan, zayıf, kırılgan ve küçük bir ülke girmek isteyip istemediğine kendi başına karar veremediği bir savaşa, sırf başka ülkeler veya başka siyasal yapılar darbeleri onun yemesini tercih ettikleri için giriyorsa, bunda artık hiçbir meşru veya kabul edilebilir yan kalmaz. Doğduğum ülke Lübnan'ın başına gelen işte buydu: bir yanardağ kraterine doğru şiddetle itildi. Masum bir kurban olarak algılanma tesellisini bile bulamadı, çünkü çilesinin her evresinde büyük yaratıcılara omuz veren hem soldan hem sağdan, hem Müslüman hem Hristiyan yerel fraksiyonlar çıktı. Hemşerilerim ve ben, bir Ulus inşa etmeyi beceremediğimiz için bu bedeli ödemek zorunda kaldık.
Eğer Araplar, Cihan Harbi'nde kendilerine vaat edilmiş geniş krallığı elde ederlerse, Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerini destekleyeceklerdi. Tabi ki bunların hiçbiri gerçekleşmedi ve akim kalan bu buluşmayı sadece yola gelmez hayalciler hâlâ özlemle yad ediyorlar.