The Foxx

The Foxx
What does the fox read?
“Tanrım,” dedi Peter. “Cehennem bir kampüs.”
10/10
·560 syf.··
2025 84. kitabı
Cambrige Üniversitesinde analitik büyü alanında öğrenim gören genç doktora öğrencisi Alice Law’ın hayattaki en büyük amacı büyü alanında en iyi ve en başarılı olmak, her listenin en başında olmaktı. Ancak daha doktorasını tamamlayamadan bir nevi kendisinin yol açtığı bir laboratuvar kazası sonucunda pek saygın olan danışman hocası Profesör Grimes ölmüştü. Herhangi bir danışmana veya herhangi bir üniversitenin diplomasına razı gelemeyecek kadar hırslı olan Alice Law, tabii ki danışmanının doktora tezini tamamlamadan ölmesine izin vermemesi gerektiğini düşünüp danışman hocasının ruhunu kurtarmak için cehenneme gitmeye karar verir. Bu yolda ona beklenmedik ve istenmeyen bir yoldaş eşlik edecektir: Profesör Grimes’in diğer doktora öğrencisi olan dahi rakibi Peter. Bu yolculukta cehennemin her katından Alice ile birlikte geçerken aslında onun kişisel cehennemine da tanık oluruz. Karakterlerimizin akademi dünyasının içinde deneyimledikleri yalnızlık, kaygı, utanç, ayrımcılık, kıskançlık, yalanlar, zorbalık ve hırs gibi bir çok olgu yolculukları esnasında gün yüzüne çıkar. Zaten içinde bulundukları cehennem ve içindekiler Cambrige kampüsünün bir çeşit kopyasıdır. Kelime anlamıyla da “yeraltına, aşağıya iniş” anlamına Katabasis bize mitolojide Orfeus’un cehenneme sevgilisi kurtarması gibi bir romantizm veya Dante’nin cehennemin katlarında dolaşması gibi entelektüel bir yolculuk sunmuyor. Kuang bize iyisi ve kötüsüyle ve vahşetiyle bir akademisyenin cehennem yolculuğuna götürüyor. Karaketler yolculukta karşılarına çıkan ruhlardan, tanrılardan bazen bir şeyler öğreniyorlar ama bazen de hiçbir şey öğrenmiyorlar bazen hiç beklemedikleri anda iyilik görüyorlar ya da ihanete uğruyorlar. Alice ve Peter da ne iyiler ne de kötüler. Kuang’ın ın cehennem tasvirinde cehennem de
KatabasisR. F. Kuang · Harper Voyager · 2025671 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Biz dediği kim? Ben kimim?
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 79. kitabı
Özgürlük, demokrasi ve hayal gücünün olmadığı bir gelecekte bireyler yoktu sadece Tek Devlet ve o devletin numaraları vardı. Tek Devlet’in en büyük projelerinden olan İntegral uzay gemisinin baş mühendisi D-503 bu Tek Devlet isimli makinenin sorunsuz, mutlu ve önemli bir çarkı, bu “kusursuz bütünün” parçasıydı. Bütün dünyayı, içinde yaşayan numaraları hatta duyguları bile matematiksel olarak açıklamaya çalışan ve içinde yaşadığı kusursuz sisteme hayran olan D-503’ün hayatı bir anda tanıştığı güzel dişli sarışın bir kadın yüzünden mahvolmaya başlar. O artık bir hastadır; “ruhu” ve “hayal gücü” vardır. Düzene karşı devrim, standarta karşı seçim hakkı, mutlak mutluluğa karşı ruh, entropiye karşı enerji ve “bize” karşı “ben” … !!!SPOİLER!!!! Ursula K. Le Guin ve George Orwell gibi nice distopya ve bilimkurgu yazarını etkilen bu kitabı bütün bilimkurgu ve distopya seven okurlar okumalı. Kitap bize klasik bilimkurgu hikayesi sunmanın yanında felsefik, psikolojik ve sosyolojik sorgulamalar yaptırıyor; mutluluk, sevgi, benlik, aidiyet, sadakat gibi kavramlar üzerine düşündürüyor. Kitabın bu temaları işleyiş şeklinin zarifliği de okuma zevkini artırıyor. Yazarın dili yer yer diğer bilimkurgularda alıştığımın aksine oldukça süslü, hatta felsefik diyebilirim.
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · İthaki Yayınları · 202111,9bin okunma
Küçük Kadınlar
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2025 77. kitabı
Birbirlerinden oldukça farklı olan Meg, Jo, Beth ve Amy isimli dört kız kardeşin babalarının savaşa gönüllü olarak gitmesiyle hem kendi zayıf yönlerine karşı hem de hayatın onlara sunduklarına karşı bir sınav vermeleri gerekir. Hepsinin birbirinden farklı karakterleri, kusurları, güçlü yanları ve tutkuları olan bu dört kız kardeş yaşadıkları her olayla yeni bir ders çıkarırlar ve kitap boyunca de gelişmeye devam ederler. Büyüme ve gelişim, aile bağlarının sınanması, sevgi ve bağlılık, dostluk gibi bir sürü temayı içinde barındıran huzurlu bir hikaye. !!!!SPOİLER!!!! Hikaye aslında en başta Noel gecesinde baba Bay March’ın mektubu ve Bayan March’ın her kızın yastığının altına onlara özel bıraktığı kitap sonucunda kızların kendilerine meydan okumaya karar vermesiyle başlıyor. Kardeşlerin en büyüğü Meg lüks ve zenginlik düşkünlüğüne, Jo öfkesine, Beth utangaçlığına ve Amy de kendini beğenmişliğine meydan okuyor. Durumlarından her şikayet ettiklerinde veya kendi olumsuz yönlerine her yenik düştüklerinde pişman olup daha iyisini yapmak için söz veriyorlar. Tam bir vaize gibi sürekli vaaz veren ve kıssalar anlatan anneleri de rol modelleri tabii (Bayan March’ı anne olarak sevsem de bir fazla vaize gibi davranıyordu.). Kitap boyunca biz bu dört kız kardeşin yaşadıklarından ders çıkarmalarını ve bir sene içindeki karakter gelişimini okuyoruz. Kitabın konusu ne kadar mücadele de olsa yazar bunu hiç de depresif bir şekilde ele almamış. Hatta öyle ki okurken bana “March ailesi edebiyatın en mutlu yoksul ailesi sanırım.” diye düşündürdü. Kitapta ailenin yaşadığı trajedileri yazar öyle işlemiş ki ne kadar üzülsem de hep bir umutla okudum. Tabii ki bu yazdıklarımdan da belki anlayabileceğiniz üzere kitap oldukça yoğun Hristiyan ögeleri içeriyor. Özetle; kitap bize destansı bir
Küçük KadınlarLouisa May Alcott · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202019,5bin okunma
10/10
·668 syf.··
2025 1. kitabı
O büyük savaş yüzyıllar önce kaybedilmiş, kötü adam kazanmış, insanların bir çoğu skaa isimli kölelere dönüştürülmüştü. Gündüz kızıl güneşin altında kül yağmurlarının ve geceleri de sislerin hakim olduğu, tanrı olduğuna inanılan Lord Hükümdar tarafından yönetilen bu dünyada siskan ve sissoylu olarak bilinen kişiler çeşitli metalleri kullanarak zihinsel ve fiziksel güçler kazanıyorlardı. Böyle bir dünyada annesiz ve babasız büyüyen, kendisini paranoyakça yetiştiren ağabeyi tarafından da terk edilen genç hırsız Vin’in yolu Firari olarak bilinen Kelsier ve siskanlardan oluşan çetesi ile kesişir. Kelsier ve çetesi Lord Hükümdarı soymayı planlıyorlardır. Ve bir sokak çocuğu olan Vin bir anda bilinen tarihin en büyük soygun planının bir parçası olmuştur. !!!SPOİLER!!! Brandon Sanderson’un yarattığı bu karanlık, distopik, gotik evreni ve sıradışı büyü sistemini baya sevdim. Yine de ilk başlarda anlaması oldukça karmaşıktı ve bu da kitabın ilk 200 sayfasını oldukça yavaş okumama sebep oldu. Ama allomansiyi anladıkça ve karakterlere ısındıkça kitabın geri kalanını oldukça hızlı okuyabildim. Kitapta çoğu karakterin ne iyi ne kötü diyebileceğimiz gri karakterler olması, zaman geçtikçe ve birbirlerine ısındıkça aralarındaki bağların kuvvetlenmesi kitapla daha çok bağ kurmama sebep oldu. !!!SPOİLER!!! Bu kitabı kimler sever: Bence daha önce hiç fantastik okumadıysanız bu kitapla başlamak baya yanlış bir tercih olur. Ama daha önce fantastik -özellikle epik fantastik okuduysanız bence çok beğeneceksiniz. Uzun ve çok fazla kitaptan oluşan serileri okumakta zorlanıyorsanız veya sevmiyorsanız bu seri en az 650 sayfa falan olan 6 kitaptan oluşuyor haberiniz olsun.
Sissoylu - Son İmparatorlukBrandon Sanderson · Akılçelen Kitaplar · 20141,880 okunma
Teslimiyet ve Bağımsızlaşma
9/10
·80 syf.··
2025 74. kitabı
Bir yanda nesiller boyu öğrenilen ve miras bırakılan kadın rolü, bir yanda yeni yeni filizlenen bağımsızlaşan ve kendini keşfeden modern kadının gereklilikleri… Adine bu iki rolün bu iki yaşamın arasında sıkışıp kalmış genç bir sanatçı. Adine daha 17 yaşındayken aynı zamanda kuzeni olan psikiyatrist Benno’ya “sırılsıklam aşık” olmuştu. Benno’nun dönemin “ideal erkeğinin” bir yansıması olarak; oldukça çalışkan, mesafeli, ciddi, katı ve dar görüşlü olması Adine’nin kendini gerçekleştirmek isteyen sanatçı kişiliğine ters düşmesine rağmen içgüdülerine kendisini kaptırmıştı. Zaman geçtikçe Benno’nun bu mesafeli ve otoriter tavrı sanatçı ruhlu Adine’nin ilkel iç güdülerini tetikliyor ve son derece mutsuz olmasına rağmen çok sevdiği sanattan uzaklaşıp toplumun ve nişanlısının kabul edeceği bir kadın olma çabasına girmeye çalışıyordu. Ancak bu çaba uğruna günden düne soluyor ve adeta ışığını kaybediyor, kendini yetersiz hissederken Benno gözünde daha da ulaşılamaz bir noktaya geliyordu. En sonunda Benno nişanı bozduğunda Adine ne kadar kötü duruma düşerse düşsün geleneksel beklentilerden azad edilmesiyle yeniden kendisine dönmüş ve sanatını kucaklamıştı. Bir süre sonra aile evine geri döndüğünde kendisini terk eden gelenekçi, ciddi, dar görüşlü Benno’dan oldukça farklı bir Benno ile karşılaşmıştı. Yeni Benno; kendisini geliştirmeye çalışan, açıkça duygularını açan ve pişmanlıklarını dile getiren bir adamdı ancak Adine’ye olan tutkusu sevgisinin önüne geçmişti. Adine için “aşkı ve bağımsızlığı” “geleneksel kadın ve modern kadın rolleri” siyah beyaz gibi farklılaşmıştı ki grilere yer yoktu. En sonunda onu Benno’ya bağlayan “dürtüsel ve tekinsiz şeye” rağmen bağımsızlaşmayı seçti.
ArayışlarLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202512bin okunma