İnsanoğlu kayıtlı tarihin başlangıcından beri Dünya'nın yaşını merak etmekte. Ne de olsa teolojiden jeolojiye, biyolojiden astrofiziğe, bu kadar çok alanda bu kadar önemli sonuçlar doğurabilecek başka bir rakam yoktur herhalde! Bu farklı disiplinlerin her biri dediğim dedik, dik kafalı inatçılardan da payına düşeni fazlasıyla aldığına göre, on dokuzuncu yüzyılda Dünya'nın yaşını tahmin etme girişimlerinin sert tartışmalara yol açtığını öğrenmek şaşırtıcı olmasa gerek.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Uzun lafın kısası, evrim dediğimiz şeyin hikâyesi efsaneden bilgiye giden dümdüz, basit bir yolculuk değil, bilakis yanlış rotalar, devrilen çamlar ve dolambaçlı yollarla dolu uzun bir maratondu. Ve nihayetinde, iç içe geçmiş tüm bu yollar tek bir noktada buluşmuştu: Yaşamı anlayabilmek, karmaşık bir takım moleküllerin dahil olduğu çok hassas kimyasal süreçlerin anlaşılmasindan geçiyordu.
Doğal seçilimi "tasarım" kavramından ayıran iki temel unsur vardır. Birincisi, doğal seçilimin uzun vadeli "stratejik" bir planı ya da nihai hedefi yoktur. (Yani teleolojik değildir, bilinçli bir amaç doğrultusunda hareket etmez.) Kusursuzluğu yakalamak, bir ideale ulaşmak için çabalamak yerine, uyum sağlamakta başarısız olanların kuşaktan kuşağa eliminasyonuyla oyalanır sık sık yön değiştirir ve hatta bazen türlerin kitlesel yok oluşuyla sonuçlanır. Ve bunlar hiç de usta bir tasarımcının yapacağı şeyler değildir! İkincisi, doğal seçilim halihazırda var olan bir malzemeyi işlemek zorunda olduğundan, aslında yapabilecekleri sınırlıdır. Türleri sil baştan tasarlayarak değil, mevcut durumu modifiye ederek ilerler.
İkincisi, popülasyonların üreme potansiyeli genelde öylesine yüksektir ki, kontrolsüz kaldıkları takdirde katlanarak çoğalmaları işten bile değildir. Örneğin güneş balığı olarak da bilinen mola mola balığının dişisi tek seferde üç yüz milyon civarında yumurta bırakabilir! Bu yumurtaların sadece yüzde l'i döllenip yetişkinliğe erişseydi, okyanuslarımız çok geçmeden mola mola balıklarıyla dolardı. (Bu arada yetişkin bir mola mola balığının ortalama bir ton ağırlığında ve gergedan büyüklüğünde olduğunu da unutmayalım!) Neyse ki kaynaklardan faydalanmak için yapılan tür içi rekabet, yırtıcılarla mücadele ve diğer çevresel zorluklar nedeniyle, herhangi bir türe ait bir çift ebeveynden ortalama olarak sadece iki yavru hayatta kalır ve çoğalır.