Kimin neyi, kime, ne zaman, neden ve nasıl yüklediğini incelemek bilimin ta kendisidir. İleriye yönelen böylesi bir kişiler arası ilişkiler biliminde, tüm bu problemlere ek olarak, geçerli atıfların mantığına yöneltilen sorular da mevcuttur.
"Kişinin, ötekinin kabul ettiği kişi olmak zorunda olmadığını fark etmesi bir kazanımdır. Benliğin kimliği, kendi için varlık ve ötekiler için varlık arasındaki ayrışmaya dair farkındalık acı verir." Doğru suçluluk bir kefarettir ve bu acı insanı bilince açar.
"Kişiye kim olduğunu ötekiler söylerler. Sonrasında kişi ötekilerin kendisini tanımlama biçimlerini destekler veya bir kenara atar. Onların öyküsünü kabul etmemek zordur. Kişi kalbinin en derinliklerinde olduğunu "bildiği" kişi olmamayı deneyebilir. Kendini doğuştan gelen veya mahkum olduğu bu "yabancı" kimlikten koparmaya çalışabilir ve kendi eylemlerinden yararlanarak ötekileri onaylamaları için zorladığı, kendi kimliğini yaratabilir. Sonrasında hangi değişikler olursa olsun kişinin ilk sosyal kimliği ona yapışır. Olduğumuz söylenen kişi olmayı öğreniriz." diyor Laing, daha sonra bunun nedenini şu şekilde açıklıyor: "Öz-kimlik kişinin kendisine kim olduğuna dair anlattığı öyküdür. Kişinin bu öyküye inanma ihtiyacı daha basit ve daha korkutucu başka bir öyküyü yok sayma arzusundan kaynaklanır." Bize ait olmayan cervellerle ölçeriz nesnelerin ve hayatın ağırlığını. Davranışlarımızın içinde yer almayız, ilişkilerimizin muhatabı biz değilizdir.
Bir grubun fantezi sistemine dâhil olmak, normal olmaktır. Bir "kimliğe" ya da "kişiliğe" sahip olmak bizleri normal kılan şeydir. Normal olduğumuzu fark etmeyiz, çoğu zaman kendimizi bu fantezi küresinden dışarı çıkarıp kurtarmayı bile akıl etmeyiz.