Fantezilerimiz yalnızca kendi zihinsel, ruhsal, bedensel yapımızı etkilemekle kalmaz, başkalarıyla irtibatta olmamız nedeniyle onları da aynı seviyelerde etki altında bırakır.
Bir başkasının, ötekinin dünyasında bir yerinin olmasını istemek, neredeyse evrensel bir arzudur. Bu öylesine derinlerde damgalı bir yönelimdir ki imanın insanlara verdiği en büyük avuntu, sürekli gözeten ve esirgeyen bir yaratıcının varlığına olan inanç sayılabilir. Ancak O'nun dahi, bir öteki olan insan karşısında tanınma isteği olduğunu kabul etmek, antropomorfik bir yansıtma olmaktan öte, istisnasız tüm varlığın ortak bir sevme-sevilme arzusunun dalgasında salındığını ima eder.
Nedenden zorunlu olarak etkinin çıkacağını söylemek başka şey, bu iki şey arasındaki ilişkinin mantıksal bir zorunluluk olduğunu söylemek bambaşka bir şeydir.
Gerçi bol yemek verip bol para alan lokantalara gidenler seçme zenginlerdir. Asıl rağbet orta halli lokantalara ama oralarda da insan yemek yemiyor, yer gibi oluyor. Zaten yemeklerin malzemesi sudan! Kalori malori hak getire! Herkes az masrafla çok para kazanmaya çabalarken lokantacılar durur mu ya! Onlar da tereyağı yerine margarin, zeytinyağı yerine şırlan yağı, koyun yerine keçi kullanıp işi yoluna koyacaklar elbet! Ama müşteri beslenmez, midesinden hayır kalmazmış, kime ne!