Anadolu'daki Türk cemiyeti birbirini izleyen uzun ve yorucu harbler, salgın hastalıklar ve katlıklar sebebi ile bir daha eski kuvvetini elde edemedi. Hatta XIX. yüzyılda Avrupalı seyyahlar, Hıristiyanların aksine Türk milletinin mahvolmaya doğru gittiğini müşahade etmişlerdir. XVI. ve XVII. yüzyıllarda çoğu Türk aslından olmayan Osmanlı müellifleri, Anadolu Türklerine ve bilhassa köylülere Etrák-ı bi-idrāk (akılsız Türkler) demişlerdir. Fakat bu müellifler ve bütün Osmanlı idarecileri, Anadolu Türklerinin devletin asıl dayanağını teşkil ettiklerini idrak edememişlerdir. Böylece Türk cemiyetine zaaf gelince Osmanlı devleti de kudretini kaybetti. Osmanlı, son asırlara kadar Anadolunun insanını ve servetini görülmemiş bir israfla harcamış fakat ona hiç bir şey vermemiştir. Bu yüzden Anadolu Türkleri yoksul ve geri kalmış bir cemiyet. Anadolu da harab bir memleket haline gelmiştir. Anadolu halla arasında idarecilere Osmanlı adı veriliyordu. Bu adın verilmesi, mensuplarının saray ve ocaktan yetişmeleri ile kavmi bakımdan Türk halkından çıkmamaları ile ilgilidir. Anadolu Türkleri bunlara adeta yabancı ve istilacı bir zümrenin mensupları gözü ile bakıyorlardı. Osmanlı sınıfının mensupları, Anadolu halkına bilhassa köylü ve göçebelere göre mağrur, hasin, hlylekár, sözünde durmaz, vefasız ve gayri adil ve benlikçi insanlardır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kuzey Afrika'daki üç ülke yani Cezayir, Tunus ve Trablus. Türkler tarafından ocak adı verilen askeri teşkilatla idare edilmiştir. Bu ocaklara alınacaklarda aranılan en mühim vasif, onların Anadolu Türkü olmaları idi. Arablar ve Berberier ocaklara alınmadıkları gibi, babaları Türk ve anaları yerlilerden olanlar da yüksek memuriyetlere çıkarılmıyorlardı.
Fakat, tarihi Türk yurdu, yani Batı Moğolistan kesimi, bize göre, Türk soyunun ilk yurdu değildi. Türkler'in en eski yurtları kuzeyde, Sibirya'da, Baykal Gölü ile Angara ve Yenisey ırmaklanı arasındaki bölge idi. Türk soyu orada milattan yüzyıllar önce avcılıkla geçen bir hayat sürdürdü. Sonra kopmalar ve göçmeler başladı. Bu kopma ve göçmeler zaman aralıkları içinde oluyordu. Ana kitleden bilhassa sıkıştırma yüzünden kopan bir küme aşağıya yani güneye göç edip orada bozkır hayatına alışıyordu. Hunlar bozkıra inen ilk küme veya kümelerden biri idi. Gök Türkler devrindeki tarihi Türk yurdunda gördüğümüz Türk budunları da yine ilk yurttan aşağıya inmiş budunlardır.
Türkler'in tarihçe bilinen yurtlarını, çok sonraları Moğolistan denilen ülkenin batı kesimi teşkil ediyordu. Bu kesim aşağı yukan doğuda Tula ve Tüngelik'in yukarı boylarına, kuzeyde Baykal, Kem irmağı ve Tannu (Ola) dağlarına, batida Altaylar'a ve güneyde de Gobi çölüne kadar gidiyordu. Türk soyunun en eski temsilcisi Hunlar burada yaşadılar. Onlar Sten-piler ve Juan-Juanlar izlediler, (bunların Moğol asıllı oldukları kabul edilmiştir). Sonra Gök Türkler geldiler. Gök Türkler devrinde. Tokuz-Oğuz, On Uygur, Ikt Ediz: İzgü, Tarduş ve Tolis gibi Türk budunlar da burada oturdular.