Elleri vardı, siz bilmezsiniz
Ben tek başımaydım, onlar ise yalnızdı
Şubattan kalan bir gece yarısıydı sanki bütün caddeler
Yine yenik ve gazetesiz ayrılıyorduk bir çağdan
Çağın canı cehenneme
Cennet nereye düşer şimdi
Annesinden dayak yerken sorunca çocuk
Ellerin vardı, sen de bilmezdin
Hatırı sayılmak kimsenin aklına gelmeyen bir yoksul gibi
Karşında duruyordum
Senin için ıslak mendilleri kurumuş evlerin önemi yoktu
Patrona Halil, ilk posta teşkilatı ve
Çekinerek kızının evinde ayaklarını uzatan babaların
Kaldım, bir yanım alacaklı tarih, diğeri aşk.
Radyoların canı cehenneme
Ben bir şey demesem Allah yine de anlıyordu
Elleri vardı, demedim kimseye
Başına ne gelirse hepsi yaşamaktan
Ve bir çocuğun oyuncağının ardında yitip giden elleri
İki keder arasında gülmek doğru sayılmaz
Bir parkın yoldaşıydım sanki
Hiçbir Richter tespit edemese de
Richter’in canı cehenneme
Titriyordu elleri
Elleri vardı, siz bilmezsiniz
Bir gülse kansere ve bana
Yani durmadan çocukluğundan bahseden bana çare bulunacaktı
Ölüm ruhumuzu ne hale getiriyor kim bilir? Onu ne hale sokuyor? Ondan aldığı ya da ona verdiği nedir? Onu nereye koyuyor? Etten gözler veriyor mu ona arada sırada, dünyaya bakması ve de ağlaması için?
Kitapların isimleridir, ilk olarak insanların merakını cezbeden. Belki çoğu kişinin ilgisini çekmemiştir, okuma isteği uyandırmamıştır. Ancak kendisini bir suçlu olarak hayal etmeyen, suç ile aralarında bir uçurum olduğunu düşünenler, kaldı ki kendini idamlık bir suçlu diye düşünemeyen insanlar "diğerlerini" anlama ve anlamlandırmada bir adım geride kalacaklardır. Bütünü görebilmek için zincirlerden kurtulmak gerekir.
Victor Hugo'nun eserlerini yaşanmış olaylara ve belgelere dayandırdığı söyleniyor, bu bakımdan da olsa gerek romanda kahramanımızın ismi yer almıyor, içimizden herhangi biri imajı çiziliyor. Bu gerçekliğin bozulmaması ve konunun asıl amacından sapılmaması için kahramanın suçundan, daha önceki hayatından kesitlere de yer verilmiyor.(Okurken bu bölümün olmaması beni üzmüştü) Kahraman son günlerini bir günlük tutar gibi bölüm bölüm kendisi kaleme alıyor. Bu anlatım tarzıyla "kahraman suçlunun" yaşadıklarını anlayabiliyor yerine geçebiliyor onunla bütünleşebiliyoruz. Bu üslubuyla kitabı Genç Werther'in Acıları kitabına benzettim.
Kitapta romandan önce, yazılan dönemi yansıtmak amacıyla tiyatro şeklinde bir bölüm de yer alıyor. Çok kısa ve isabetli bir kısım olduğunu, kitabı ve dönemi anlamaya yardımcı ve güzel bir sürpriz diye düşünüyorum. Hatta Hugo o dönemde ilk baskısını isimsiz olarak yayınlamak zorunda kalmış, çünkü bütün halkın zevkle izlediği bir gösteriymiş yazarın tanımıyla "devrimlerin yok edemediği kaide" olan idam. Önemli olanın yok etmek değil, iyileştirmek, tekrardan topluma kazandırmak olduğunu halka, devlete duyurmaya çalışmış, daha 27 yaşındayken Victor Hugo.
İnsan öleceği günü bilseydi neler yaşardı? Ölümün yarattığı duygu ve düşüncelerin Hugo gözünden bir tasviri olarak da okunabilir. Hepimiz bir gün öleceğimizi zaten bilmiyor