Aşırı hassas biriyim. Doğru kelime bu. O kadar hassasım ki bu konuda kendime kötü davranarak telafi etmeye çalışıyorum bunu, köşeye sıkıştırılan bir hayvan gibi. Vücudumda savaş veren bu çelişkili duygular benlik algımı tamamen yıkıyor. Bu türden kötü yüzleşmeler yaşadıktan sonra aynada kendime, kulaklarımın bile kızardığı al al olmuş yüzüme bakmak bir alışkanlık oldu. Bu türden içsel savaşlar verdiğimde yüzüm bana çok acınası ve sefil geliyor. Kan çanağına dönmüş ve odaklanamayan gözler, darmadağın kâküller, kendi beynimin ne düşündüğünden bihabermişim gibi salak ve donuk bir yüz ifadesi. Önemsiz, görünmez birine benziyorum. Ruh hâlim dibe çöküyor ve o âna kadar dikkatle inşa ettiğim psikolojik dengem tümüyle yıkılıveriyor.
Çoğu çocukta olduğu gibi, küçükken arkadaşlıklar konusunda çok ciddiydim. Fakat ilkokul ve ortaokulda zorbalığa uğradıktan sonra lise çağına geldiğimde sürüden ayrılmaktan korkmaya başladım ve arkadaşlık kurma konusunda genel olarak bir endişe geliştirdim.