Bazen, sevdiğiniz insan kendi içine girip gözden kaybolur.
Kapısız bir katedralin önünde duran biçare bir dindar gibi, içeri girenin yeniden dışarı çıkacağı bir geçit bulabilmek için sevdiğiniz insanın etrafında dolaşmaya başlarsınız.
Durumunuz korkunçtur.
Sevdiğiniz karşınızdadır, işte onun saçları, onun dudakları, onun gözleri, onun sesi, onun gülümseyişi, onun bakışı, onun duruşu ama bütün bunlar onu, sizin sevdiğiniz “O” yapmaya yetmemektedir, “O” kendi içinde kaybolmuştur.
Eğer tümüyle ortadan yok olmuş olsa, bütün dünyayı gezip onu aramaya razısınızdır ama aradığınız önünüzde durmaktadır ve o, sizin aradığınız değildir.
Onu arayabileceğiniz başka bir yer de yoktur.
Sevdiğiniz insan, sevmediğiniz insanın içindedir.
Çaresizliklerin en insafsızıdır bu.
Kaybolanı bulabilmek için, onun içinde kaybolduğu insana sarılırsınız.
O bir seraptır, ağzınıza kumlar dolar.
Tanrıların lanetine uğramış bir matematikçi gibi bütün rakamları alt alta yazıp toplarsınız, sonuç yanlıştır, birisi rakamların değerlerini, size haber vermeden değiştirmiştir, gittikçe daha çok çıldırarak yanlış rakamlarla doğru bir sonuç bulabilmek için boğuşursunuz.
Sevdiğinize ulaşabilmek için çılgınlıklar yaparsınız, onunla deliler gibi sevişirsiniz, ağlarsınız, bağırırsınız, yalvarırsınız, tehdit edersiniz, sokulursunuz, kaçarsınız, hiç bir şey değişmez, katedralin kapıları duvarlarla örülmüştür.