Amr b. Dînâr anlatır:
“Bir adam Resûlulah’ın (s.a.v) yanında çok konuştu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) ona,
“Dilinin önünde kaç tane perde var?” diye sordu; adam,
“İki dudağım ve dişlerim vardır” dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v),
“Bunların içerisinde fazla sözlerini geri çevirecek hiçbir şey bulunmadı mı? buyurdu.
Hz. Muâz (r.a), “Ey Alah’ın Resûlü, en faziletli amel hangileridir?’ diye sorduğunda; Resûlulah (s.a.v) mübarek dilini çıkarıp parmağını üzerine koydu ve “Buna sahip olmaktır” buyurdu.
Korkunç bir şeydi bu: ne tam diri, ne tam ölü olduğumu hissetmek. Bir canlı cenazeydim artık; ne beni diriler dünyasına bağlayan bir şey vardı, ne de ölümdeki unutmadan, huzurdan yararlandığım.
Bugün boştu kalbim ve çalılar bitkiler o zamanlardaki büyülü kokularını yitirmişlerdi, anlıyordum. Servilerin arasında boşluklar, fasılalar belirmiş, tepeler kavruklaşmıştı. Ben eski ben değildim; çağırsaydım getirseydim de konuşsaydım onunla, duymaz anlamazdı beni. Yüzü eskiden tanıdığım bir adamın yüzü olurdu da benim yüzüm
olmazdı, benim bir parçam bile olmazdı.