Kendi içinde sıkışıp kalmış bir yaratığın, içinin derin kuyusundan kurtulmak için uçurumun kenarına dek kendi ayağıyla gelip, son gücünü kullanmaya çalışıp, dişlerini gıcırdatarak fısıldadığı gibi: “Tanrım! Yüce tanrım, neden beni bıraktın!“

Akşamları güneşin doğuşunu izlemeye niyet ediyorum, sonra bütün gün yataktan çıkmıyorum. Gündüzü ay ışığının hayali ile geçirip gece olunca pencereye gidecek takati bile bulamıyorum ruhumda. Ne demeye uyuyorum ne demeye uyanıyorum ben de bilmiyorum!
İçimdeki yaşam hevesini kabartan maya kayboldu; gece yarılarına kadar beni uyanık tutan, sabah olunca bir gayretle yeni güne başlatan istek yitip gitti.
Peki ya her gün görmek zorunda olduğu insanlardan nefret eden bu sıkıcı topluluğun, ihtişamlı sefaletine ne demeli! Aralarındaki iktidar kavgası, bir adım daha önde olmak için giriştikleri aciz çaba, acınası, rezil ihtirasları…