İzlenesi bir film 43;
Stalker, drected by Andrei Tarkovsky, 1979.
“Onunla mutlu olacağıma emindim. Çok acı çekeceğimi de biliyordum elbette. Ama gri, sıkıcı bir hayata sahip olmaktansa… Acı bir mutluluk daha iyidir. Ama sonra bana yaklaştı ve benimle gel dedi. Gittim ve hiç pişman olmadım. Asla! Çok acı çektik. Çok korku ve utanç yaşadık. Ama hiç pişman olmadım ve kimseyi kıskanmadım. Bu sadece bizim yazgımız, hayatımız. İşte bu. Ve talihsizliklerimiz olmasaydı daha iyi durumda olmazdık. Kötü olurdu. Çünkü hiç mutluluk olmazdı. Ve hiç umut kalmazdı.”
"Ne düşünüyorsun? Benim hakkımda ne düşünüyorsun? Benden nefret etme. Nefret edilmeyi hak etmiyorum. Ben yalnızca mutsuz bir kadınım. Dünyada mutsuz biri varsa o da benim." dedi ve yüzünü çevirerek ağlamaya başladı.
Ey bulut, o giydiğin nemli, soğuk gocukla
Gel, yapraksız bahçede gökyüzünü kucakla.
Bahçe yalnız başına bütün gün, gece gündüz,
masum, üzgün ve sessiz.
Rüzgâr onun şarkısı, müziği yağan yağmur,
elbisesi çıplaklık, işte, üstünde durur.
Bir başka giysi ona gerekiyorsa, rüzgâr
altın iplikle diker.
Yeşerir mi bilinmez, kimbilir o nerede
bahçıvan da yok orda, yolu düşen kimse de
Gelecek ilkbaharı beklemeden, kendince
yitip gider o bahçe.
Gözlerinden ısıtan bakışlar saçmasa da
yüzünde gülümseyen bir yaprak açmasa da
“güzel değil” denemez o yapraksız bahçeye.
O bize şöylesine bir öykü anlatıyor:
Üstten bakan meyveler, bir zamanlar her şeye
şimdi toprak altında, mezarlarda yatıyor.
Yapraksız bahçe,
gözyaşları kanlı, gülünce.
Sarı yelesi savrulan atını sürerek,
hükmediyor oraya sonsuza dek
her mevsimde hükümdâr –
sonbahar.
(MAS)