Bazı şeylerin, bazı insanlar tarafından belli bir şekilde yapılması zorunludur, aksini beklemek, acı özsuyu olmayan incir ağacı istemek gibidir. Burada da unutmaman gereken şey şudur: Kısa süre sonra sen de o da öleceksiniz, bundan daha kısa bir süre sonraysa isminiz bile kalmayacak ardınızda.
Belki de ün düşkünlüğüdür seni yıpratan. Fakat her şeyin ne kadar çabuk unutulduğunu, her yanını saran sonsuz zaman uçurumunda yok olup gittiğini görüyorsun işte; alkışların boşluğunu, sana ün bahşedenlerin öngörülemez kaypaklığını ve tüm bunların sınırladığı daracık alanı. Bütün yeryüzü küçücük bir nokta değil midir; yaşadığın yer bu noktanın ufacık bir köşesi değil midir ve burada kaç tane, hangi türden insan seni över ki?
Bilim, hayatın anlamını açıklama ya da bize hayatımızı nasıl yaşayacağımızı söyleme gibi işlere bakmaz. İngiliz felsefeci John Gray’e göre, “bilim büyücülük değildir. Bilginin artması, insanın muktedirliğini de artırır. İnsanın neyse o olmasını öteleyemez.”
-Merhaba güzel ay!
-Merhaba Küçük Kara Balık. Burada ne işin var?
-Dünyayı geziyorum.
-Dünya çok büyük, her yere gidemezsin.
-Sorun değil, gidebildiğim yere kadar.