Simge

Simge
@Thimbletack
var olmanın sonuna kadar koşmalı ağaçla tanrının buluşma yerine varmalı.
Kadına nüfuz eden doğurganlık gücüne karşın erkek, verimli toprağın efendisi olduğu gibi kadının da efendisi olmayı sürdürür; tıpkı büyülü verimliliğini kendinde cisimleştirdiği Doğa gibi kadın da boyun eğmeye, sahip olunmaya, sömürülmeye yazgılıdır. Erkeklerin gözünde ulaştığı saygınlığı ona bahşeden erkeklerdir; erkekler Başka karşısında diz çökmekte, Ana Tanrıça'ya tapınmaktadırlar. Ancak bu Tanrıça ne kadar güçlü görünürse görünsün, erkek bilincinin yarattığı kavramlar aracılığıyla kavranmaktadır. Erkek, icat ettiği putlara ne kadar ürkütücü biçimler vermiş olursa olsun, gerçekte hepsi de ona bağımlıdır ve bu yüzden de onları yıkması mümkün olacaktır.
Sayfa 103
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Aslında soy zinciri düzeni iki cinsiyet arasındaki ilişkiyi değil, iki erkek grubunun arasındaki ilişkiyi tanımlar. Pratikte kadının somut durumu, sabit biçimde şu ya da bu hak tipine bağlı değildir. Anasoylu düzende kadının çok yüksek bir konumda olduğu olur. Yine de dikkat etmek gerekir ki bir kabilenin başında bir kadın reisin, bir kraliçenin olması, kesinlikle kadınların orada egemen olduğu anlamına gelmez. Katerina'nın Rusya'da başa geçmesi Rus köylü kadınlarının yazgısını hiçbir şekilde değiştirmemiştir, ayrıca Katerina'nın kendisi de sık sık aşağılanarak yaşamıştır.
Sayfa 102
Kadın mutlak Başka, yani -ne kadar büyülü olursa olsun- özsel olmayan olarak görüldüğü sürece, ona bir başka özne gözüyle bakmak kesinlikle mümkün değildir. Dolayısıyla kadınlar hiçbir zaman, kendini kendisi için olarak koyan, ayrı bir grup oluşturmamışlardır; erkeklerle hiçbir zaman doğrudan ve özerk bir ilişki içinde olmamışlardır.
Sayfa 101
Anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş, Engels'in gözünde "kadın cinsiyetinin büyük tarihsel yenilgisidir"dir. Ama gerçekte, kadının bu altın çağı bir efsaneden ibarettir. Kadının Başka olduğunu söylemek, o zaman da cinsiyetler arasında bir karşılıklılık ilişkisinin olmadığını söylemektir: Toprak'tı, Ana'ydı, Tanrıça'ydı kadın, erkeğin gözünde kendi benzeri değildi; kadının gücü kendini, insanın hüküm sürdüğü dünyanın ötesinde gösteriyordu. Dolayısıyla kadın bu hükümranlığın dışındaydı. Toplum hep erkekti, siyasal güç hep erkeklerin ellerindeydi.
Sayfa 101
İnsanın bilincinde kökensel olarak Başka kategorisi ve Başka'ya egemen olma iddiası olmasaydı, tunç aletin icadı kadının ezilmişliğine yol açamazdı. Engels ayrıca bu ezilmenin özel niteliğini de açıklamaz. Cinsiyetler arası karşıtlığı bir sınıf çatışmasına indirgemeye çalışmıştır. Bunu çok da ikna olmadan yapar; savunulabilir bir tez değildir bu. Cinsiyete dayalı işbölümünün ve onun sonucu olan ezilmenin bazı noktalarda sınıflara ayrılmayı çağrıştırdığı doğrudur, ama bunları karıştırmamak gerekir. Sınıflar arası bölünmenin hiçbir biyolojik temeli yoktur; emek süreci içinde köle, efendiye karşı kendi bilincine varır.
Sayfa 85