Emma Goldman'ın feminist anarşizmi, yalnızca patronlar ile işçiler arasındaki ya da hükümetler, ordu ve sivil nüfus arasındaki sömürücü ilişkilerle savaşmayı değil, kapitalist ataerkilliğin tarihsel olarak kadınlara dayattığı boyunduruğa da meydan okumayı amaçlamaktaydı.
Margaret Sanger'ın feminizm tanımı için kişisel görüşü, "Kadınlar, ilk önce biyolojik kölelikten kurtulmalıdırlar ve bunu başarmanın en iyi yolu doğum kontrolüdür." Sanger'ın 'kontrol' sözcüğünü vurgulaması anlamlıydı; çünkü kadınların üremesini erkeklerinin değil, kadınların yönetmesi gerektiğine inanıyordu.
Nisan 1915'te Hollanda'nın Lahey kentinde 1100 kadar kadın, barışı geliştirmek için yapılabilecekleri tartışmak amacıyla ilk Uluslararası Kadın Kongresi'nde bir araya geldi.
Kongrede iki ana politika ortaya çıktı.
Birincisi, savaşta kadınların ve çocukların çektiği ıstırabı hükümetlere ısrarla anlatma ihtiyacıydı. İkinci politika ise kadınların oy hakkıydı: kadınlar oy verebilseydi uluslararası siyaseti etkileyebilirlerdi.
1914'te Birinci Dünya Savaşı'nın çıkması, kadınlara oy hakkı hareketinde bir çatlağa neden oldu. Bazı kadınlar savaşı erkeklerin eseri olarak gördü ve pasifizmi savundu; bazıları cinsel eşitlik mücadelesinde şiddet haklıysa ülkeler arasında savaş gibi diğer çatışma türlerinde de aynı şeyin geçerli olduğunu öne sürdü.
"Kadınlar oy hakkının bedeli olarak cezaevine, açlık grevlerine ve zorla beslenmeye razı oldukları andan itibaren, oy hakkı artık gerçekten onlarındı."
Christabel Pankhurst