Evim, kentin bir yerinde durur. Benim serseri ruhumu en iyi o bilir. Yavaş sesle söylediğim türkülere, seyrettiğim televizyon programlarına, gözyaşlarıma, hiç sevgilisi (bir erkek; aklıma geldiğinde bazı zamanlar, içim sızlar) olmamış yalnızlığıma en iyi tanık odur. Benim sadık dostumdur. (Kapısında kedisi, ağacında kuşları...)
Ölümlü insanoğlunun imgeleminde yaşayan, geçmiş denilen, zaman denilen, hani tarih denilenin içinde, en ışıklı, en özlenen, en merak edilen, uzaklar sözcüğünün çağrışımları içinde, rüya denilen, tılsım denilen, arzu edilen ama erişilmesi çok zor diye düşünülen o 'şey'dir Istanbul.
Durup dinlemesini bilirse insan eğer, geçmişten bu yana esintiye karışmış, en hafif iç çekmelerden, en can acıtıcı feryatlara, en sessizce içe atılmış çığlıklardan, en başkaldırıcı haykırışlara dek duyar.