"kadınların gerçek anlamda birer insan olmasını sağlamalıdır. İçindeki bütün harekete geçme ve kendini gösterme arzusu tamamen ifade bulmalı, bütün yapay engeller yıkılmalıdır ve daha büyük bir özgürlüğe giden yolda yılların ezikliği ve köleliğinin her bir izi silinmelidir.
Bebel, kadınların ezilmesinin kapitalizm öncesine dayandığını, kadının bu baskı konusundaki çok derin bir bilince sahip olduğunun ve bu bilincin, alışkanlıklar ile doğallığın birbirinden ayrılmayacak derecede iç içe geçtiği alanlarda dışa vurulduğunu biliyordu. Kadın, "köle var olmadan önce bir köleydi." Bu yüzden, o da Engels gibi, kadınların özgürlüğünün ütopyacı bir biçimde devrim anında yaratılabileceğine inanmadı. Devrim yalnızca bir başlangıçtır. Sonrasında çok uzun bir süreç vardır.
Bebel'in 1879'da Almanya'da yayınlanan Kadın ve Sosyalizm kitabı, Alman burjuvazisi tarafından sonsuz bir dehşetle karşılansa da önemli bir etki yarattı. Kişisel olarak Bebel de, Engels de Almanya'da kendi gazetelerini çıkaran, kendi ayrı örgütü olan bir sosyalist kadın hareketinin gelişimini desteklemişlerdi. Oysa Alman partisi kadınların eşit haklarını, o da ancak çok sınırlı olmak koşuluyla, 1891'de resmen kabul edebildi.
Kadınlar, yeni hareketlere, çeşitli biçimlerde ve ciddi bir basınç uyguladılar ve kendi davalarını sosyalizme dair genel tartışmalara dâhil ettiler. Ayrıca hem Marksist hem anarşist gelenekte, kadınların kurtuluşu ile devrim arasındaki bağı herkesin anlayacağı bir hâle getiren başka yazar ve düşünürler de vardı. Burjuva feminizminin özellikle İngiltere ve Amerika'daki örgütlenmesi ile etkinliği, hiç kuşkusuz sosyalistleri, meseleyi etraflıca düşünüp ilgili sorunlar karşısında kendi yaklaşımlarını belirginleştirmeye itiyordu.