Ruhum gizli bir orkestra; bilemediğim çalgılar çalınıyor, kemanlar ve arplar, kudümler ve davullar içimde yankılanıyor. Kendime ancak bir senfoni diyebilirim.
Madem hayatın bize tek verdiği inzivaya çekilmek için bir hücre, o zaman süsleyelim hücreyi, hiç olmazsa düşlerimizin gölgesiyle, karmaşık resimlerle ya da renklerle, unutuşumuzu da dışarıdaki duvarların kıpırtısızlığına işleyelim.
Lüzumlu lüzumsuz alışveriş yapan insanlar aslında sandıklarından çok daha bilgedir – para verdikleri o ıvır zıvırlar, kendi düşlerinin küçültülmüş halleridir aslında. Bir şeye sahip olmanın zevkini tadan çocuklar gibidirler.
İster savaşmak söz konusu olsun ister akıl yürütmek, bütün eylemler hatalıdır; tıpkı insanın herhangi bir şey yapmaktan kaçınması gibi. Ah bir bilebilseydim hem hiçbir şey yapmamanın, hem de eylemden vazgeçmemenin yolunu!
"Genç Werther’in Acıları", insan ruhunun en derin ve karanlık noktalarına dokunan bir eser bence. Kitabı okuduğum süre zarfı boyunca hatta daha sonrasında da bir müddet etkisinden çıkamamıştım. Werther’in duygusal yoğunluğu, bizi onun acısına ortak ederken, aşkın ve toplumun birey üzerindeki etkilerini de düşündürmektedir. Goethe’nin üslubu, kitabı sadece bir aşk hikâyesi olmaktan çıkarıp felsefi bir derinliğe ulaştırıyor. Eğer duygu yüklü ve edebi derinliği olan eserleri seviyorsanız, mutlaka okumanız gereken bir başyapıt.