Kitabın ilk bölümü bilim felsefesindeki şiirsel doğalcılığı oluşturan temel kavramlardan bazılarını araştırıyor. Carroll, Aristoteles'ten ve eski Yunanlılardan başlıyor ve Araplar aracılığıyla ilerliyor. Galileo'nun on yedinci yüzyılda yaptığı araştırmaları inceliyor. Galileo ve onun entelektüel halefi Isaac Newton, dünyanın mutlaka dış nedenler gerektirmeyen, kendi kendine yeten fiziksel yasalara göre işlediğini göstermiştir. Kitapta keşfedilen en önemli kavramlardan biri, kişinin daha önceki dünya anlayışına dayalı olarak fenomenlere olasılıkları atadığı ve ardından bu anlayışı yeni kanıtlara göre güncellediği Bayesçi düşüncedir. Bayesçi düşünce, bilimi saçmalıktan ayırmak için güçlü bir araçtır. Aslında tüm insan inanç sistemlerinin Bayesçi kriterlere göre işlediği (veya işlemesi gerektiği) iddia edilebilir. Bayesçilik, bilimsel sürece bir öznellik unsuru katar, ancak Carroll'un da gösterdiği gibi, bu varsayılan önyargı, doğal fenomenler hakkındaki araştırmalarımıza zarar vermiyor aksine doğru açıklamalar üretmemize izin veriyor.
Bilimsel bir perspektiften, dünya hakkında konuşmanın en temel yolu kuantum alan teorisidir ve daha spesifik konuşacak olursak, Nobel Ödüllü Frank Wilczek tarafından icat edilen bir terim olan Çekirdek Teori'dir. Çekirdek Teori, içinde yaşadığımız evrenin çoğunu içeren ancak belirli fenomenleri (örneğin karanlık madde, büyük patlama ve kara delikler) hariç tutan bir "uygulanabilirlik alanı" içindeki kuantum alan teorisi olarak görülebilir. Çekirdek Teori, ispatlanması zor Her Şeyin Teorisi olmasa da, bilimsel kesinliğe ulaştığımız kadar yakın olabilecek pek çok deneyden elde edilen çok fazla veri ile doğrulanmıştır. Carroll'ın dediği gibi, "Günlük yaşamımızda deneyimlediğimiz maddeleri ve süreçleri açıklayan Temel Teorinin doğru olduğundan