-zaten şuna karar vermiştim: insanlar arasındaki sevgi de, dayanışma da gün gelip yitiyordu. bundan böyle, bizleri birbirine bağlayan bağlar da gün geçtikçe kopacak, bütün değerleri büsbütün kokuşacaktı. birtakım çıkarlardan doğan aşağılık, sahte bir ilişki kalacaktı. otobüste otururken, yolda giderken göz göze gelip birbirini isteyen insanların kurabildikleri -o da eğer kurabilirlerse- hayvanca yakınlıktan başka bir şey kalmayacaktı. öbürlerinin hepsi bir bataklığın içinde, para pul ağacına tutunup kurtulmak -bunun için gerekirse yanındakilerin tutunduğu dala ulaşıp onu kırmasın diye, onları tekmeleyip bataklığa atmak, öldürmek pahasına da olsa- isteyecekti. bu yaşam bunu gerektiriyordu.
bu iğrenç yaşam.
-insanlar artık tek bir tıkla hayatımıza girip, bir tıkla çıkabiliyor. biriyle tanışmak etmek, sonra onu hayatımızdan çıkarmak o kadar kolay ki, kimsenin kimseye tahammülü kalmamış. kolay elde edebilme, elde ettiğinden hemen sıkılma, rest çekme, çabalamadan her şey olsun bitsinler bizi bitiriyor. sanırım bunlardan korunmanın yolu, kimsenin birbirine tahammül etmediği bir zamanda hiç bir konuda acele etmeden ilerlemek. kolay elde edilebilir olmamak, karşımızdakinin ne istediğinden çok kendimiz ne istiyoruz ona bakmak ve o çizgide ilerlemek.
Kadın kendini geri kazanmalı, kimliğini erkeğin kimliğine bağımlı kılmaktan vazgeçmeli. Çünkü kadını baskı altında tutan yalnızca erkek değildir, yaşamının sorumluluğunu ele almayan kadın kendi kendine de baskı uygular.
“Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna”