Üstelik ben neredeyse dünyanın yarısını karış karış gezip duruken o evinden dışarı adımını bile atmamıştı. Bana, ‘Bugün senin ağzından duyduklarım ulaştığım sonuçlara olan bağlarımı daha bir pekiştirdi” dedi. Ben de ‘Şu an seninle aynı fikirde olduğumuzu görünce kendini yıldızların ve gök kubbenin ahenginden bahseden Pythagoras gibi hissettim,’ karşılığını verdi. Bilginin mümkün olup olmayacağından bahsettik. ‘Nihayi bir bilgi imkansızdır,’ dedi. Çünkü duyularımız bizi aldatır. Etrafımızı kuşatan şeylerle aramızda yegane bağ zekamızın ürünü olan düşüncelerimizdir. ‘Bunlar Demokritos’la Protagoras’ın söylediklerin aynısı,’ diye onayladığımı belirttim. ‘Zaten onlar da sırf bu düşünceleri yüzünden tanrıtanımaz olarak lanetlendiler. Kitleler onları lanetlerken kendilerine yükseklerdeki cennetlerden bahsedip, masallar anlatan Platon’u baş tacı ettiler,’ diye devam etti Ömer. Kitleler hep böyle davranmayı yeğlemiştir zaten. Belirsizlikten korkar, kendilerine anlatılan en saçma sapan şeylere dahi hakikat tutunacak bir dal sunmadığı için iman ederler.