Kitabın gerçekten ufak tefek yerler dışında sıkmayan hoş ve akıcı bir anlatımı vardı.Başında normal bir şekilde okurken o sonlara doğru onlar lale için yarışırken sanki ben de laleyi yetiştirmişim gibi heyecanla okudum. Kitaptan iki şekilde bahsedeceğim. Birincisi kitapta beni başlıca etkileyen ve fikrimi belirtmek istediğim yerler. İkincisi ise okumak isteyenler için kısaca konudan bahsedeceğim
Öncelikle kitabı okurken sizde onlarla beraber bir siyah lale sevdalısı olup onun neler getireceği yolunda merak içinde bekliyorsunuz. Cornelis van Baerle 'nin konu o iki aşkı olunca kendi geçişi ama onun dışında sakinliğini her zaman koruması iyi niyeti gerçekten mükemmeldi. Rosa ve siyah lalenin rekabeti ama Rosa'nın Cornelis'e olan aşkından dolayı o nasıl laleye önem veriyorsa onun da değer vermesi çok güzeldi. Cornelis'in kıskanç komşusu Boxtel'e de gelirsek onun baştan sona kadar yaptığı her şeye şahit olmak gerçekten sinir bozucuydu. İnsan elini kitaba atıp orda ona haddini bildirmek istiyor neyse ki en sonunda hakkını güzelce aldı ve tam da siyah lalenin yanında can verdi. Bu da aşkının üzüntüsüne dayanamayıp sevdiceğinin çalınmış lalesinin peşinden o kadar yol gidip kendini iyi bir şekilde açıklayan cesur Rosa sayesinde oldu. Tam o sırada prens Willem'ın da orada olması ve Rosa'nın sakladığı üçüncü lale soğanının bulunduğu kağıt Cornelis'in vaftiz babasına ait olması ve Cornelis'e bu kağıdın özgürlük vermesi harikuladeydi ve evlenemeyeceklerini düşünen imkansız aşıkların kavuşması...
Rosa'nın babasına gelirsek bu nasıl bir acımasızlık, o Cornelis'e yaptıkları. Neyse ki o da lale hırsızı gibi bir güzel payına düşeni aldı.
Her şeyden habersiz tek derdi laleleri olan Cornelis vaftiz babasının ona verdiği bir mektuptan dolayı başının yanmasıyla başlıyor. Aslında