Hayatı anlayabilmek için öncelikle hayatın kötü ve anlamsız olmadığını kabul etmek, sonra da onu anlayacak mantıksal yetkinliğe sahip olmak gerekiyordu.
Yolumu kaybettiğimi, durumun başıma nasıl geldiğini anladım. Yoldan çıkmamın sebebinin yanlış düşünmem kadar kötü yaşamanın da bir sonucu olduğunu fark ettim.
İnançları, öğretiye ters yaşayan insanların ağzından dinlediğimde beni nasıl da tiksindirdiğini, onları nasıl da boş bulduğumu hatırladım. Aynı öğretiyi ona inananlar tarafından dinlediğimde, hayatlarını öğretilere göre sürdüren insanları gördüğümde inançların bana çekici ve mantıklı geldiğini fark ettim.
İddia ettikleri prensiplere göre yaşamıyorlardı. Güçlü bir şekilde kendilerini aldattıklarını hissediyordum.
Onların da benim gibi yaşayabildikleri sürece yaşamaya devam etmek, elde edebilecekleri her şeye sahip olmaya çalışmak haricinde hayatın anlamına dair bir fikirleri yoktu.