Ölüm; kimsenin inkâr etmeye cesaret edemediği, ama kendi üzerine de konduramadığı bir hakikat. Her gün belki onlarca belki yüzlerce kez tanıklık ettiğimiz hâlde bir gün gelip bizim de kapımızı çalacağını aklımıza getirmekten itinayla imtina ettiğimiz bir gerçeklik. İnsanlar ölür mütemadiyen, hayvanlar hakeza, bitkiler canlarını verir can vermek için bize, kendi bünyemizde bile behemehâl gerçekleşir ölüm biteviye hücrelerimizin yenilenmesiyle. Ama günleri sürükleyen değil günlerin sürüklediği bir insan olunca Musa Askerî gibi; ansızın, hiç beklemediğimiz bir anda oluverir ölümün gelişi. Bize biçilen ömür sermayesi yetmez, yeterli gelmez bize, ölüm erken gelmiştir, henüz vakti değildir; daha yetişmemiz gereken randevularımız, tamamlanmayı bekleyen yarım kalmış işlerimiz vardır, itiraz ederiz; hâlbuki bir gün ile yetinmeyi beceremeyenin sonsuzluk ile de yetinmeyi beceremeyeceğini bilmeyiz.
dunyabizim.com/...-gun-makale,...
Birçok egemen sistemin, mevcut sosyokültürel yapının dayatması ve bu yapının etkisinden kurtulamayan dinî yorumların da katkısıyla kadını sırf biyolojik cinsiyetinden dolayı hiyerarşik olarak
Her insanın yaşamının bilinmeyen bir evresinde ya da evrelerinde, beklenmedik bir zaman ve mekânda, kendisine dönüm noktası olarak gelebilecek müstesna anlar, olaylar, durumlar, kişiler.. mutlaka
Her kitabın, yazarı nezdinde bir yazılma serüveni olduğu gibi okuru nezdinde de bir okunma serüveni vardır. Yine, nasıl ki geçmiş bir tarihte okunan herhangi bir kitap daha sonraki yıllarda tekrar
Kur’an Bize Yeter Söylemi, Enbiya Yıldırım’ın gerek konusunun güncel olması gerekse birçok insanın bu konuda kafa karışıklığı yaşıyor olup sorularına güvenilir kaynaklardan mukni cevaplar bulmak