Ben, Alevileri kartala benzetirim. Bilir misin? Rivayet odur ki -rivayet de değil, çocukluğumdan beri, birçok kere bizzat gözlerimle gördüm.- kartal, kırk yıl yaşadıktan sonra gagası sarkar avını parçalayamaz. Pençeleri eskisi gibi avını güçlü tutamaz. Kanatların tüyleri uzar, eskisi gibi yukarı göğe çıkamaz ve avını göremez. Artık ya benim gibi gözü toprağa bakacak ya da pes etmeyecek, yeniden doğacak. Yeniden doğmayı seçtiğinde dağın yüksek ve sarp yerlerinden birine yuvasını taşır. Dört-beş ay acı çeker... Çok acı çeker! Önce sert kayaya sarkan yaşlı gagasını, vura vura, yerinden söker. Sonra bekler ki yenisi, genç gaga, çıksın.Genç gaga çıkınca, bu genç, güçlü gagayla pençelerindeki tırnakları acı çeke çeke söker. Sonra bekler ki yeni tırnakları çıksın. Genç tırnakları çıkınca, pençeleriyle olduğu yere sıkı sıkıya tutunur, genç gagasıyla yaşlanan, tüyleri uzayan, ağırlaşan kanatlarını yolar. Sonra bekler ki genç tüyleri çksın. Dört-beş ay sonra göğün çıkabileceği en yüksek noktasına çıkar ve yeniden doğuşun süzülüşünü yapar. İmkansız acılardan doğmuş, kendinden daha acımasız olan yaşama kanat çırpmaya başlamıştır. Aleviler de böyle işte, hep acılardan doğarlar. Hep yalnızdırlar. Benim güzel kızım, ama senin köyünde hala duman tütüyor. Hiç unutma bunu!