Pek gülünemiyordu artık. Ölüm gibi, tatsız ve bir türlü
söylenemeyen bir kelime havada dolaşıyor ve onların diledikleri gibi
yaşamalarını engelliyordu. Günlük konuşmalarda rahatça söylenilen
ve anlamı bilinmeyen bu kelimenin kullanılamaması bile durumu
değiştiriyordu. Tam bu acı kelime dillerinin ucuna geldiği sırada
kendilerini tutmaları, kelimeyi söylemekten de kötü bir etki yapıyordu.
Konuşulmaktan korkuluyordu; sanki, en basit bir söz bile sonunda,
söylenmesi yasak o kelimeye gelip dayanacaktı.
Ölülerimiz için dilekte bulunuyorum efendim,» diye cevap verdi
Sevgi, terbiyeli bir sesle. Siyahlı kadın, gözlerini boşluğa dikti: «Onlar
için dilekte bulunmağa lüzum yok; bizim hayal edemeyeceğimiz kadar
iyi bir hayatın içinde onlar.» Gülümsedi: «Mesela benim kocam:
Sevdiklerinin arasında şimdi. Ne yaptığını görür gibi oluyorum.» Başını
gökyüzüne kaldırdı, «Resim yapıyor şimdi,» dedi. «Bizim
göremediğimiz en güzel manzaraları, düşünemeyeceğimiz kadar
güzel renklerle boyuyor.
Ne garip şeyler düşünürsün Hikmet. Gerçekten korkuyor muydun?»
«Gerçekten korkuyordum. Gece yarısı ter içinde uyanıyordum.
Kimlere, neler söylediğimi hatırlamağa çalışıyordum. Galiba Sevgi’yi
biraz küçümseyerek anlatmıştım. Söylediklerimi, kapı kapı dolaşarak
geri almak istiyordum. Sevgi diye bir kızla tanıştım, biraz aptal ya da
kitaplardan anlamıyor.