Yiğit Danacıoğlu

Mustafa Kemal, artık zar atmıyordu. Satranç oynuyordu.
İstanbul'dakilere ve Büyük Millet Meclisi'nin yüzde yüz Mustafa Kemalci olmayanlarına göre Anadolu ve Yunan ordusunu ve yabancı kıtaları ne yurdumuzdan atabilir ne de İngiliz donanmasını denizlerimizden kovabilir. Memleket bir Enver'den öteki Enver'e çatmıştır. Biri imparatorluğu harbe soktu, batırdı, biri de nasılsa elimize geçen güzel imkânları tehlikeye sokmaktadır. Nasılsa mı ? Fakat bu güzel imkânları yaratan adam Ankara'dadır. Bu güzel imkânlar uğruna halkın damarlarından, oluktan su akar gibi kan akmıştır. Antlaşmanın (Sevr) maddelerinde birtakım tavizler ne demek ? Tam ve kesin bir milli kurtuluş yolunda sonuna kadar irkilmeksizin yürümek lazımdır. Büyük adam, küçük adamdan bir yıl daha uzağı görmezse bu sıfata nasıl hak kazanabilir ? Herkes 1921'in eşiğinde, büyük stratejist ve lider ise 1922 Ağustos'unun son haftalarındadır: - Ah bana inanınız... Geri gideceğiz, ileri gideceğiz, fakat düşman bize boyun eğdiremez. Sonunda onu yeneceğiz. Hürriyet denen şeyi böyle bir zaferden başka bir temel üstünde tutturamayız, diyordu. İstanbul'a böyle diyor, dönüp Büyük Millet Meclisi'ne böyle divordu. Belki de çok defa kendisine yalnız kendisi inanıyordu. Mustafa Kemal, artık zar atmıyordu. Satranç oynuyordu.
Sayfa 286
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Yiğit Danacıoğlu

, şu anda okuyor
%53 (299/560 syf.)
Falih Rıfkı Atay
9.1/10 · 5bin okunma
Piyasanın Talepleri
Özel teşebbüsün kalkınmada önemli bir rol oynayabilmesi için, defalarca yazdığımız üzere, piyasanın taleplerinin yerine getirilmesi şarttır. Piyasa nihayet, "bol kredi, az vergi, geniş sübvansiyon, az sosyal adalet, yüksek kar, güven ve itibar" istiyor. Bu durumun tenkit edilmemesini, tenkidi önleyici tedbirlerin alınmasını lüzumlu sayıyor. Gerçekten özel teşebbüs, bu sayede fazla kar sağlayabilecek ve kalkınmak için gerekli geniş yatırımlara girişebilecektir. Özel teşebbüse dayanan ve kütlelere 100-150 yıllık gelişme devresinde oy hakkı bile tanınmayan Batı kalkınması, aynen böyle olmuştur. Ancak istihsal seviyesi yükseldikten sonra, yirminci yüzyılda sosyal adalet talepleri, ilgili çevrelerde yankı uyandırmıştır. İktisadi gelişmenin emekleme safhasında bulunan kalkınma hareketimiz özel teşebbüse dayanacaksa, aynı yollardan geçmek zorundadır. Ne var ki, yirminci yüzyılın ikinci yarısında bu mümkün değildir. Israrla belirttiğimiz gibi, istihsal seviyemiz 18. yüzyılda, düşünce seviyemiz ise 20. yüzyıldadır. Bunun içindir ki, çağımızda, sosyal adaleti ön planda tutmayan bir kalkınma politikası başarıya ulaşamaz. Sosyal adalet ise, zenginlerden fazla vergi alınması, sosyal masrafların ve ücretlerin artması, karların azalması demektir. Az kar ise, az yatırım, rizikodan kaçınma, ticarete ve kapkaç teşebbüslere yönelme demektir. Yani özel teşebbüsün, kalkınma vazifesinden istifası demektir. Meselenin güçlülüğü, özel teşebbüs sisteminin aczi buradadır. Zira, 20. yüzyılın ikinci yarısında, sosyal adalete geniş ölçüde yer vermeyen hızlı bir kalkınma politikasını, (dış yardımlar muazzam ölçüde artmayacağına göre), hürriyet düzeni içinde yürütmeye imkan yoktur. Yön, Sayı 8, 7 Şubat 1962
Sayfa 68·Kitabı okuyor
Hangi Sosyal Adalet ?
Bugünkü iktisadi sistem ve yürütülen iktisadi politika, sosyal adaleti sağlayacak nitelikte değildir. Hem özel teşebbüsü geliştirmeye, hem de sosyal adaleti gerçekleştirmeye çalışmak, azgelişmiş bir ülkede çelişik iki gayedir. Sermaye birikiminin çok düşük seviyede bulunduğu bir toplumda, özel teşebbüsün gelişmesi demek, düşük ücret, fazla kar, bol sayıda milyoner ve biraz da enflasyon demektir. Özel teşebbüse dayanan ileri Batı ekonomilerinin durumu bizi aldatmasın. Oralarda sosyal adalet, çalışanların asırlar süren ıstırapları pahasına, ancak istihsal seviyesi yükseldikten sonra gerçekleştirilebilmiştir. Bugünkü Türkiye'de ise gelir dağılışındaki adaletsizliğin artması, özel teşebbüsün gelişmesinin temel şartıdır. Yön, Sayı 6, 24 Ocak 1962
Sayfa 58·Kitabı okuyor
Rejim ve Atatürkçülük
Sayın İnönü çok partili rejimin içten gelen, tesirli bir savunmasını yaptı. Savunma, rejimin ancak Başbakanın kuvvetli kişiliği ve prestiji sayesinde ayakta durabildiği hakikatini unutturacak kadar güzeldi... Konuşma, düne kadar Menderes'in şiddet tedbirlerine methiye yazan çevreler tarafından alkışlandığı halde, uzun yıllardır İnönü'nün saflarında çok partili hayatı kurtarmak için didinen Atatürkçü yazarların birçoğu üzerinde beklenen tesiri yapmadı. Buna sebep, Atatürk ilkeleri ve çok partili hayat arasında kendini gittikçe daha fazla hissettiren çelişmelerdir. On yedi yıl önce, çok partili hayata geçiş, halka bir dereceye kadar sesini yukarılara hissettirebilmek imkanını verdiği için, şüphesiz, ileri bir adım olmuştur. Fakat yeni sistem, aynı zamanda, devrimciliğin paydos borusunu çalmıştır: 1945'te çıkartılan Toprak Reformunun uygulanmadan rafa kaİdırılmasından, Dünya Harbine rağmen büyük bir imanla yürütülen Köy Enstitüleri hamlesinin yüzüstü bırakılmasından, devletçiliğin terk edilmesinden, orman davasının unutulmasından ve din istismarcılığından çok partili sistem sorumludur. Bu sistem, devrimcileri tasfiye ederek ve alabildiğine muhafazakar siyasi kuvvetleri ön plana geçirerek, ileri gidişi kösteklemiştir. Fikir alanında da en aşırı sağ fikirler serbest bırakılırken, en mutedil sol fikirler susturulmuştur. Bu açıdan, çok partili hayat, Atatürk devrimlerine karşı bir tepki sayılabilir. Rejimin iktisadi ve sosyal bakımdan da bilançosu parlak değildir: Enflasyon, çok partili hayatın kaçınılması çok güç olan bir hastalığıdır. Sistem, devlet gelirleri üzerinde azaltıcı, giderleri üzerinde arttırıcı bir tazyik yaratarak, ekonomiyi dengesizliğe doğru itmektedir. Enflasyonun yaptığı tahribat ise, üzerinde durmaya lüzum olmayacak kadar ortadadır. Tek kelime ile,
Sayfa 56·Kitabı okuyor