Kısaca, her türlü değişikliğin aleyhinde, toprak ve ticarete dayanan bir menfaat zümresi, siyasi partilerde nüfuz sağlamıştır. Bu yüzden, parti teşkilatı içinde ve meclislerde devrimci insanlar azınlıkta kalmaktadır. Partilerin ve meclis çoğunluklarının her türlü reform fikrine ve devrimlere karşı dikilmesinin sebebi budur. Hükümet programlarında toprak reformu, vergi kaçakçılığına son verilmesi, pazarların müstahsil ve müstehlik lehine işlemesinin sağlanması, arsa spekülasyonunun önlenmesi, haksız kazançlar sağlayan mutavassıtlarla mücadele edilmesi gibi sosyal ve iktisadi açıdan ilk planda çözülmesi gereken meselelerin yer almaması, başka türlü izah olunamaz. 1945 Reformuyla toprak ağalarına karşı savaş açan Sayın İnönü'nün, bugün bir politikacı olarak, sürgündeki ağaların topraklarının kamulaştırılmasını durdurması, üzerinde dikkatle durulması gereken bir olaydır. Sayın Ahmet Oğuz'un ifadesiyle, üç beş bin kişinin elinde bulunan piyasa önünde, bütün hükümetler çaresiz boyun eğmektedir.
60'lardan itibaren devrimci hareketin karşısına çıkartılan Amerikancı milliyetçilik ve mukaddesatçılık da esasen emperyalizmin antikomünist yönelimli faşist diplomasisinin ürününden başka bir şey değildi. Ancak Avcıoğlu'na göre bir kere uyanan zinde güçlerin ve oluşan sosyal uyanışın engellenmesinin imkanı yoktu.
Son Osmanlı meclisinin ilk oturumunu yaptığı 12 Ocak'ta, aralarında Milli Mücadelecilerin de olduğu birçok vekilin hâlâ kendisinden bir sey umduğu Vahdettin, lütfedip Meclis'e bile gelmeyecek açılış konuşmasını yapmak için Dahiliye Nazır Damat Şerif Paşa'yı gönderecektir. Eski alışkanlıkların kolay öldüğü ülkelerde, böylesine bir davranış bile Milli Mücadeleci vekillerin saltanattan umudunu kesmelerine yol açmalıydı. Ancak, çağının zihnî prangalarından kurtulmak istisnai insanların işidir. Milli Mücadeleci vekiller bırakın konuşma yapmaya gelmediği için padişahı kınamayı, gıyabında yapılan bu konuşmadan ilham almayı bile başarmışlardır. Meclisteki gruplarına Mustafa Kemal'in arzu ettiği gibi "Müdafaa-i Hukuk" değil, padişahın nutkunda geçen "Felah-ı Vatan" ismini vermişlerdir. Tekrar etme pahasına: Zorla açtırdıkları bir mecliste, daha dün kendilerini asi ilan eden bir padişahın, şahsen vermeye bile gelmediği nutkundan alınan bir tamlamayı kendilerine grup ismi seçmişlerdir! Mustafa Kemal bu haberi duyduğunda kim bilir kendisini ne kadar yalnız hissetmiştir...