sıradanokur

sıradanokur
@Tr1881
Muhammed Abbas, 30 yaşında, Iraklı. 7 yıl önce Almanya ' ya mülteci oldu. Frankfurt ' ta birkaç ay sonra, Bayanla tanıştı Jessica. Jessica, Audi araba fabrikasına 350 milyon dolar yatırım yapmış büyük bir Alman kapitalist. Muhammed Abbas bir süre sonra Jessica ' nın aşk tuzağına yakalanacak. Ve onunla evlenecek. Muhammed Abbas ' a düğün gününde bir gazeteci sorar: 75 yaşındaki bir kadınla bu yaşta nasıl evlenmeye hazırlandın? Muhammed Abbas cevap verir: Aşk sınır tanımaz. Jessica ' nın saf kalbini seviyorum. Jessica 'nın paylaştığı 6 yıldan sonra Nisan ayının sonlarında Abbas ona büyük bir cenaze töreni yaptırdı, geçen hafta Frankfurt belediyesinden Abbas' tan kocasının vasiyeti olan bir mektup. Jessica ' nın yazdığını açıyor ve görüyor: Muhammed Jan! Ömrümün son günlerini tutkulu bir şekilde geçirdiğim için çok mutluyum seni asla unutmayacağım tüm mal varlığımı hayır kurumlarına ve zanlılara verdiğimi anlamanızı istiyorum inşallah hayırlı iş bulabilirsiniz kendin için... Senin aşkın Jessica O günden sonra Muhammed Abbas komaya girdi ve hiç uyanmadı......🙈
Sosyoloji
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal Napolyon'u saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da "Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı" diye savuşturmuş. Biraz sonra Napolyon'un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş: "Efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?" Napolyon birden öfkelenmiş. "Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?" diye bağırmış. Askerlerine, adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık "ateş" emri verilecek. Adamcağız içinden 'Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin diye düşünürken, arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon: "İşte böyle bir duygu!" "Yaşayarak öğrenmek, bedeli en yüksek öğrenme biçimidir."alıntı
Edebiyat
Hiç evlenmemiş ve çocuğu olmayan Franz Kafka (1883-1924), Berlin'de bir parkta yürürken, en sevdiği oyuncak bebeğini kaybettiği için ağlayan, küçük bir kız çocuğuyla tanıştı. Kafka çocukla birlikte, bebeği başarısız bir şekilde aradı. Ertesi gün onunla, bebeğini aramak için yeniden buluşmayı istediğini söyledi. Fakat bebeği bulamadılar. Kafka, kıza bebek tarafından yazılmış bir mektup verdi. Mektupta “Lütfen ağlama,dünyayı görmek için bir geziye çıktım. Sana maceralarım hakkında yazacağım”, diyordu. Böylece, Kafka'nın yaşamının sonuna kadar devam edecek bir hikâye başladı. Kafka küçük kıza, bebeğin maceralarının yazılmış olduğu mektuplarını okur ve akabinde çocuğun çok güzel bulduğu konuşmalar yapardı. Sonunda Kafka, Berlin'e dönmeden önce oyuncak bebeği (bir tane satın aldı) geri getirdi. “Hiç bebeğime benzemiyor,” dedi kız. Kafka, bebeğin yazdığı bir başka mektup daha verdi: “Seyahatlerim beni değiştirdi.” Küçük kız yeni bebeği kucakladı ve onunla mutlu bir şekilde evine gitti. Bir yıl sonra Kafka öldü.Yıllar sonra, bir yetişkin olan kız, bebeğin içinde bir mektup buldu; mektupta şöyle yazıyordu: “Sevdiğin her şey muhtemelen kaybolacak, ama sonunda sevgi başka bir şekilde geri dönecek.” Franz Kafka.
Köyde yaşayan yaşlı bir ressam vardı. Olağanüstü güzel resimler yapıp iyi fiyata satardı. Bir gün köyden bir fakir gelip dedi ki; "Yahu senin durumun iyi. Neden kimseye yardım yapmıyorsun. Bak fırıncı fakirlere ara ara bedava ekmek veriyor. Kasap bazen bedava et veriyor. Sen neden hiç yardım etmiyorsun..?" Ressam tebessüm etti ama bir şey demedi. Bu fakir bütün köyde sabah akşam ressamın aleyhinde konuşuyor ve ressamı kötülüyordu. Bir gün ressam hasta oldu. Kimse de onun yanına gelmedi ve sonunda ressam öldü. Aradan bir kaç gün geçti. Artık ne fırıncı ekmek verdi fakirlere ne de kasap et verdi. Sordular; "neden fakirlerin hakkını kestiniz...?" Dediler ki; "her ay başı o merhum ressam bize para verip fakirlere ekmek ve et vermemizi söylerdi. O ölünce para veren kalmadı. İşte o yüzden…" 🦋 İyiliğin şartı beştir: Tez olmalı, gizli olmalı, gözde büyütülmemeli, sürekli olmalı ve yerini bulmalı. İbn-i Sina
Sosyoloji
“ Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezinde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik ve babalık pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes içindir.”
Sosyoloji