"Öğleden sonra deniz kenarına indim. balıkçı hasan çavuş'a yalvardım. biraz gezeyim diye sandalı aldım. açıldım. sonra durdum. bozuk saatimi çıkardım. kapağını açtım. kırmızı taşlarının üstüne senin o gün bana verdiğin papatyayı koydum. kapağını kapadım. sonra suyun üstüne yavaşça saatimi bıraktım. döne döne batmaya başladı. uzun zaman arkasından baktım. o görünmemeye başladığı zaman bile hala bakıyordum. gözlerimden yaşlar boşanıyordu. şimdi artık saatim de yoktu. ama aklıma sen geliyordun zehra!
bekledim...bekledim... denizin ta dibine saatimin vardığını; orada karanlıklar içinde, kimsenin onu bulamayacağı bir yerde yattığını hissedince küreklere asılarak döndüm."
Said Faik
gümüş saat / alemdağda var bir yılan.
"Bizi mutlu ya da mutsuz kılan olaylar değil, onları algılama biçimimizdir." Şöyle bir misal vereyim:
- Pintinin biri gizli bir yere bir hazine saklar. Etrafındakilere kendini fakir biri olarak tanıtmakta ama için için zenginliğine sevinmektedir. Bir komşusu bunu öğrenir ve sakladığı hazineyi çalar. Ama bizim pinti hazinesinin çalındığını öğreninceye dek sevinmeyi sürdürecektir. Son nefesini verene dek durumu öğrenmezse ölünceye dek zengin olduğunu düşünerek mutlu olacaktır. Tıpkı sevgilisinin kendisini aldattığından bihaber bir insanın durumunda olduğu gibi. O da durumu öğrenmediği taktirde ömrünün sonuna dek mutlu olacaktır. Ya da tam tersi bir durumu ele alalım. Diyelim ki her hangi birinin son derece sadık bir eşi var. Ama yalancı kimseler onu eşinin sadakatsizliğine ikna etsinler. Bu durumda adam cehennem azabı içinde yaşamaz mı? Gördüğünüz gibi bizim mutluluğumuzu ya da mutsuzluğumuzu belirleyen şey hakikat değildir. Bizler tasavvur eder, kanaat sahibi olur sonucunda da mutluluğa ya da mutsuzluğa erişiriz.
Satfa 285