Oğuzhan

Oğuzhan
@Tragedia
Gastronomi ve Mutfak Sanatları
Lisans
14 okur puanı
Kasım 2024 tarihinde katıldı
Friedrich Nietzsche
Tanrı öldü — ve biz onu öldürdük. Bu kanı nasıl temizleriz üstümüzden? Hangi suyla arınabiliriz?
1000Kitap
Ahh Nastenka!!
Puan vermedi·208 syf.··
2025 9. kitabı
Dostoyevski deyince genelde insanın aklına büyük, ağır romanlar geliyor. Suç ve Ceza ya da Karamazov Kardeşler gibi. Ama Beyaz Geceler bambaşka bir yerde duruyor. Daha kısa, daha sakin ama bir şekilde daha içe işleyen bir hikâye. Hikâye Sankt Petersburg’un “beyaz geceler”inde geçiyor. Güneş tam batmıyor, hava sürekli aydınlık kalıyor ve şehir garip bir rüya hâline bürünüyor gibi. Böyle bir atmosferde, yalnız bir genç adam her gece dolaşıyor. İnsanlarla pek bağı yok, daha çok kendi iç dünyasında yaşıyor. Bir gece Nastenka adında genç bir kadınla karşılaşıyor. Aslında olay çok basit: konuşmaya başlıyorlar. Ama hikâye tam da burada açılıyor. Adam ilk defa gerçekten birine kendini anlatıyor. Nastenka da onu dinliyor. Dört gece boyunca birbirlerine hayatlarını anlatıyorlar. Sonra şunu fark ediyorsunuz: adam aslında hep hayal ederek yaşayan biri. İnsanlara değil, onlara dair kurduğu hayallere tutunmuş. Nastenka ise başka birini bekliyor. Yani hikâyenin içinde bir buluşma var ama aynı zamanda bir “karşılık bulamama” durumu da var. Bence kitabın en güçlü yanı da bu. Büyük olaylar yok ama insanın içindeki o tanıdık his çok net: bir şeyleri yaşamak yerine sürekli uzaktan izlemek, hayatın biraz dışında kalmak. Beyaz Geceler bitince dramatik bir şey olmuyor ama garip bir şekilde aklında kalıyor. Çünkü oradaki adam biraz tanıdık geliyor. Tam yaşayamayan, hep bir adım geride duran o hâl…
1000Kitap
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024101,8bin okunma
Nietzsche – Zerdüşt
Puan vermedi·448 syf.··
2025 1. kitabı
Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü, sadece bir felsefe kitabı gibi okunmuyor. Daha çok, insanın kafasını kurcalayan uzun bir iç konuşma gibi. Bazı sayfalarda ne anlatmak istediğini hemen anlıyorsunuz, bazı yerlerdeyse durup tekrar okumak gerekiyor. Ama sanırım kitabın etkisi de biraz buradan geliyor. Kitapta Zerdüşt adında bir karakter var. Yıllarca dağda yalnız yaşadıktan sonra insanların arasına geri dönüyor ve düşündüklerini anlatmaya çalışıyor. Fakat kimse onu tam olarak anlayamıyor. Zaten Nietzsche burada klasik bir hikâye anlatmıyor; kitap daha çok konuşmalar, kısa düşünceler ve sert çıkışlarla ilerliyor. Nietzsche’nin en çok bilinen fikirleri de burada karşımıza çıkıyor. “Tanrı öldü” sözü mesela, ilk duyulduğunda sadece provokatif bir cümle gibi geliyor. Ama kitapta anlatılmak istenen şey biraz daha farklı. Nietzsche’ye göre insanlar artık hazır anlamlara tutunamıyor ve bu yüzden kendi hayatlarının sorumluluğunu almak zorunda kalıyor. Bir de “üstinsan” fikri var. Ama bu, çoğu kişinin düşündüğü gibi üstün ırk ya da kusursuz insan fikri değil. Daha çok, sürü psikolojisinden çıkabilen ve kendini aşmaya çalışan insanı anlatıyor. Kitabın en rahatsız edici tarafıysa bence “ebedi dönüş” fikriydi. Yani aynı hayatı sonsuza kadar tekrar tekrar yaşayacak olsan, yine aynı seçimleri yapar mıydın? İnsan bunu düşününce ister istemez kendi hayatına dönüp bakıyor. Kolay okunan bir kitap değil ama bittikten sonra etkisi uzun süre kalıyor. Özellikle bazı cümleler, okuduktan günler sonra bile akla geri geliyor.
1000Kitap
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · İlya İzmir Yayınevi · 201347,5bin okunma
Tanrı’yla Kavga Eden Bir Roman
Puan vermedi
Saramago’nun Kabil’i, okurken insanı sürekli huzursuz eden kitaplardan biri. Zaten Saramago’nun genel tavrı da böyle; yerleşmiş kabulleri kurcalamayı seviyor. Bu roman da tam olarak bunu yapıyor. Hikâye, kardeşini öldürdükten sonra lanetlenen Kabil’in farklı zamanlarda dolaşmasıyla ilerliyor. Bir yerde İbrahim’in oğlunu kurban etmeye hazırlandığı ana denk geliyor, başka bir yerde Sodom ve Gomora’nın yok oluşunu görüyor, sonra kendini Nuh’un gemisinde buluyor. Ama bütün bu olayların arasında asıl dikkat çeken şey şu: Kabil sürekli Tanrı’yla hesaplaşıyor. Çünkü romandaki Tanrı alışıldık anlamda şefkatli ya da bağışlayıcı değil. Bazen öfkeli, bazen fazlasıyla sert, hatta kimi anlarda adaletsiz hissettiriyor. İlginç olan da şu; cinayet işlemiş olmasına rağmen roman boyunca en haklı görünen karakter çoğu zaman Kabil oluyor. Okur da ister istemez onun sorularına kulak veriyor. Bence kitap doğrudan dine saldırmaktan çok, insanların sorgulamadan inanmasına takılıyor. Saramago’nun derdi biraz burada başlıyor. Bazı bölümler kısa kısa ilerliyor ama altında oldukça ağır bir düşünce var. O yüzden okuması kolay olsa bile bittikten sonra insanın aklından hemen çıkmıyor.
Duygu ve Düşünce
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,2bin okunma