Oğuzhan

Oğuzhan
@Tragedia
Gastronomi ve Mutfak Sanatları
Lisans
14 okur puanı
Kasım 2024 tarihinde katıldı
Sabitlenmiş gönderi
Matmazelle tanışın
Reklam
Puan vermedi·592 syf.··
2025 3. kitabı
Sofie'nin Dünyası uzun zamandır "felsefeye giriş kitabı" olarak anılıyor ve kitabı bitirince bunun nedenini anlamak zor olmuyor. Ama bence onu özel yapan şey sadece felsefeyi anlatması değil, merak duygusunu canlı tutabilmesi. Hikâye Sofie adında genç bir kızın posta kutusunda bulduğu gizemli mektuplarla başlıyor. İlk sorular oldukça basit görünüyor: "Sen kimsin?" ve "Dünya nereden geliyor?" Ama kitap ilerledikçe bu soruların aslında ne kadar büyük olduğunu fark ediyorsunuz. Sofie, mektupları gönderen gizemli bir öğretmen sayesinde felsefe tarihini adım adım öğrenmeye başlıyor. Sokrates'ten başlayıp günümüze kadar gelen birçok düşünürle tanışıyoruz. Normalde ders kitabında sıkıcı gelebilecek fikirler, burada bir hikâyenin parçası hâline geliyor. Benim en sevdiğim tarafı, kitabın okuyucuya sürekli soru sordurması oldu. Çünkü bir noktadan sonra sadece Sofie öğrenmiyor; siz de kendi kendinize düşünmeye başlıyorsunuz. "Ben kimim?", "Bir şeyi doğru yapan nedir?", "Gerçek dediğimiz şey tam olarak ne?" gibi sorular ister istemez akla geliyor. Üstelik kitap sadece felsefe tarihi anlatıp bırakmıyor. Hikâye ilerledikçe kurgu da ilginç bir hâl alıyor ve başta okuduğunuz şeylere farklı gözle bakmaya başlıyorsunuz. Bu kısmı sürprizini bozmadan anlatmak zor ama kitabın en akılda kalan yönlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Sofie'nin Dünyası bana göre felsefeyi öğretmekten çok, insanı yeniden merak etmeye teşvik eden bir kitap. Belki de bu yüzden yıllardır bu kadar çok okunuyor. Kitabı bitirdiğinizde bütün cevapları bulmuş olmuyorsunuz ama daha fazla soru sormaya başlıyorsunuz.
1000Kitap
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,6bin okunma
Puan vermedi·177 syf.··
2025 10. kitabı
Dostoyevski'nin Kumarbaz'ını okurken insan ister istemez yazarın kendi hayatını düşünüyor. Çünkü bu hikâyenin arkasında gerçekten yaşanmış bir şey var. Dostoyevski'nin kumar borçlarıyla boğuştuğu dönemde, oldukça kısa bir sürede yazdığı bir roman. Belki de bu yüzden kitapta garip bir telaş ve enerji hissediliyor. Hikâye, Avrupa'daki bir kumar kentinde geçiyor. Başrolde Aleksey var; bir ailenin yanında çalışan genç bir öğretmen. Ama roman ilerledikçe işin merkezine ne aşk ne de para yerleşiyor. Asıl mesele, insanın kendini kaptırdığı şeylerden kurtulamaması. Aleksey rulet masasına oturduğunda sadece para kazanmaya çalışmıyor gibi. Sürekli bir sonraki dönüşü bekliyor. Belki bu sefer her şey değişir diye düşünüyor. Okurken bunun ne kadar tanıdık bir duygu olduğunu fark ediyorsunuz. Kumar oynamasanız bile, hayatın bir yerinde hepimiz "bir kez daha deneyelim" hissine kapılmışızdır. Kitabın en etkileyici tarafı da burada bence. Dostoyevski kumarı sadece kötü bir alışkanlık olarak göstermiyor. İnsanların neden böyle şeylere bağlandığını, neden bile bile aynı hataları tekrarladığını anlamaya çalışıyor. Roman çok uzun değil ama karakterlerin iç dünyası oldukça yoğun. Özellikle Aleksey'in düşüncelerini okurken bazen onunla empati kuruyor, bazen de yaptıklarına sinirleniyorsunuz. Ama hiçbir zaman tamamen uzaklaşamıyorsunuz. Kumarbaz bittikten sonra akılda kalan şey rulet masası değil aslında. İnsanın kendi zaaflarından kaçmasının ne kadar zor olduğu kalıyor.
1000Kitap
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,3bin okunma
Puan vermedi·494 syf.··
2025 11. kitabı
Olasılıksız, ilk bakışta bir bilimkurgu ya da gerilim romanı gibi duruyor ama okudukça bunun biraz daha farklı bir şey olduğunu fark ediyorsunuz. Çünkü kitap sadece olay örgüsüyle ilerlemiyor; sürekli kafanıza bir fikir atıp onunla uğraşmanızı istiyor. Hikâyenin merkezinde David Caine var. İstatistik profesörü ama hayatı pek de yolunda gitmiyor. Kumar bağımlılığıyla uğraşıyor, epilepsi nöbetleri geçiriyor ve bir noktadan sonra yaşadığı bir nöbet her şeyi değiştiriyor. Bundan sonra olaylar bildiğimiz anlamda ilerlememeye başlıyor. Kitabın en ilginç tarafı da burada. David, olası gelecekleri görebilmeye başlıyor. İlk başta kulağa süper güç gibi geliyor ama roman bunu öyle işlemiyor. Tam tersine, ne kadar çok şey görürse durum o kadar karmaşık hâle geliyor. Okurken sık sık özgür irade meselesine dönüyorsunuz. Gerçekten seçim yapıyor muyuz, yoksa sadece bize seçim yapıyormuşuz gibi mi geliyor? Fawer bu soruları ortaya atıp geçmiyor. Olasılık teorisi, matematik ve nöroloji gibi konuları hikâyenin içine yerleştiriyor. İlginç olan şu ki bunlar ders gibi durmuyor; aksine merakı artırıyor. Benim en sevdiğim tarafı, bilimsel fikirleri kullanırken hikâyeyi geri plana atmaması oldu. Bir yandan ne olacağını merak ederek sayfaları çeviriyorsunuz, bir yandan da anlatılan fikirler üzerine düşünüyorsunuz. Olasılıksız bittikten sonra akılda kalan şey sadece olaylar değil. İnsan ister istemez geçmişte verdiği kararları düşünüyor. Hayat gerçekten seçimlerimizin sonucu mu, yoksa biz sadece ihtimaller arasından ilerleyen bir yolun üzerinde mi yürüyoruz?
Duygu ve Düşünce
OlasılıksızAdam Fawer · April Yayıncılık · 202398,3bin okunma
"Ruhun rengi düşüncelerinin rengidir. Düşüncelerine iyi bak."
1000Kitap
Reklam