Hep bir aşağı bir yukarı
Salınır yüreğim çocuk gibi
Arasında aydınlık, karanlık günlerin
Arasında istemenin, vazgeçişin.
Ta ki çiçekler uçuşuncaya
Dal meyveyle doluncaya,
Ta ki usanıp yüreğim çocukluktan
Huzura erip sonunda
İtiraf edinceye kadar: Zevkliydi, boşuna değildi
Hayatın o huzursuz oyunu.
Hep sevindirmiş ve etkilemiştir beni küçük kayın ağacımın yapraklarını inatla sıkı sıkıya tutması. Her şey çoktan çıplaklaştığında, aralık, ocak, şubat ayında bile taşır kayınım solgun yapraktan giysisini; fırtına çekiştirir her tarafını, üzerine kar yağar, karlar eriyip akar sonra, cılız yaprakları, ilk başta koyu kahverengiyken, giderek açılır, incelir, ipeksileşir ama ağaç bırakmaz onları, körpe tomurcuklarını korumak zorundadır. Sonra bir gün, her ilkbaharda, her defasında beklenenden daha geç bir zamanda, birdenbire değişir ağaç, eski yapraklarını döker, onların yerine su yüklü, körpe tomurcuklarını kuşanır.
Ağaçların düşünceleri uludur, uzun soluklu ve sakin, ömürlerinin de bizimkinden daha uzun olması gibi. Onları sürece bizden daha bilgedir ağaçlar. Ama onlara kulak vermeyi düşüncelerimizin tam da o uçuculuğu, o çocuksu telaşı benzersiz bir coşku kazanır. Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt budur. Mutluluk budur.
Tohumumun sırrını yaşarım sonuna dek, başka tasam yoktur benim. Tanrı'nın içimde olmasına güvenirim. Uğraşımın kutsallığına güvenirim. Ben bu güvenle yaşarım.