"Bak evlat," dedi ihtiyar. Şu bahçede vişne toplayan kızların hepsi senin bacılarındır. Dayı kızların, emmi kızların. Onlarla birlikte büyüdün sen, beşikleriniz yan yana kuruldu avlularda. Gönlünü ferah tutamıyorsan onlara karşı, hepsini kara çarşafa soksam da sen yine günaha girersin. Günah onların saçlarında değil, senin yüreğindedir......Sen sevabı da günahı da yüreğinde ara."
"Yıldızlar karanlık içinde parlar. Peki, fakirlik içinde yetişmiş ama çevremizde parlak ruhlar olarak dolaşan insanlar yok mudur size göre? Bir kalbin sevmesi için mutlaka servete ya da asalete sahip olması mı gerekir?
Bence en büyük zenginlik ruhun göründüğü iki güzel göz, en büyük servet kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan yayılan tebessümdür."
"Onu kimseyle kıyaslayamazdı. Daha mı güzel, daha mı çirkin, daha mı hırçın; bu soruların hiçbir anlamı yoktu. İnsanın kendini başkalarıyla kıyaslaması gibiydi. Ne yaparsan yap, sen sensindir ve o ten içinde yaşarsın. Bunun tartışması olmaz. Roxy Yusuf’tu, Yusuf da Roxy’ydi."
"İnsanlar yaşlanıyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanın “Nasıl görünüyorum?” sorusundan, “Nasıl görüyorum?” aşamasına geçmesiydi."