Onun akıllı başı, herkese deva bulmakta, her dertliye yetişmekte ne kadar samimî, ne kadar hasbî idi. Fakat âleme şifa ve deva olan bu baş, neden kendi çaresiz ve mahzun, müşkülüne cevapsız kalıyordu ?
"Kim her sabah ve her akşam üç defa bismillâhillezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardı velâ fi's-semâ' ve hüve's- semîu'l-alîm: (İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah'ın adıyla. O herşeyi duyar ve bilir) derse, ona hiçbir şey zarar vermez."
Hz. Muhammed (sav) Allahumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed 🌹
Ebû Dâvûd Edeb 101; Tirmizî, Daavât 13
Dr. Mustafa Mahmud (rahimehullah) şöyle der:
Her zaman hayretle etrafıma bakar, hayvanların tabiatlarına dağılmış olan farklı özellikleri düşünürüm. Tilkinin kurnazlığını, köpeğin sadakatini, aslanın cesaretini, boğanın öfkesini. karıncanın sabrını, eşeğin tahammülünü, devenin hiddetini, filin kinini, güvercinin uysallığını, ceylanın zarafetini, bukalemunun değişkenliğini, kaplanın vahşiliğini, sırtlanın alçaklığını, domuzun düşkünlüğünü. Bütün bu tabiatların, hayvan türleri arasında ayrı ayrı dağıtıldığını görürüm. Sonra insana bakarım. Ve hayretle fark ederim ki, bütün bu özellikler tek bir varlıkta toplanmıştır. Hatta bazen, tek bir insanın içinde; hâline, niyetine ve karşılaştığı şartlara göre bunların her biri ayrı ayrı ortaya çıkar.
Bağlanma korkusu olsun veya olmasın, tüm insanların kendilerini geliştirmeye çalışmaları, içgüdülerinin, korkularının, inançlarının farkına varmaları gerektiğine inanıyorum. Herkes yansıtma yapabilmek için çaba göstermelidir. "Yansıtma" ve "yansıtmak" sözcüklerinin psikologların en sevdikleri sözcükler olmasının sebebi vardır. Bunun anlamı, insanın kendi içsel düşünceleriyle, duyguları ve dürtüleriyle yüzleş mesidir. Başka bir deyişle, insanın kendini kandırmaması demektir.