Göklerin sessizliğe büründüğü, vaktin sustuğu o dehşet anı... Bir baba ve bir oğul, tarihin en ağır imtihanının eşiğinde karşı karşıyaydı. Hz. İbrahim, rüyaların en çetinini şahdamarında hissederken, evladı Hz. İsmail’in gözlerinde korku değil, muazzam bir rıza parıldıyordu: "Babacığım, sana emredileni yap." İşte bu cümle, insanlık tarihinin gördüğü en dikey teslimiyet köprüsüydü. Keskin bıçak taşa çalındı, gökten sadakatin mührü olarak bir koç indirildi. Ancak o bıçağın asıl kestiği şey bir can değil, insanın dünyaya, mülke ve evlada olan körü körüne bağlılığıydı.
Kurban kavramı, kelime kökeni itibarıyla "yakınlaşmak" demektir. Etin ve kanın ötesinde, insanı yaratıcısına ve kendi özüne yaklaştıran bir sırdır.
İsmail’ini Feda Etmek: Bugün her insanın hayatında vazgeçemediği, putlaştırdığı bir "İsmail"i vardır; bu makam, servet, konfor veya ego olabilir. Kurban, o en sevgiliyi Allah için gözden çıkarabilme cesaretidir. İbrahimî gelenekte bıçak nefse çalınır. Kesilen her kurban, içimizdeki hırsın, kibrin ve bencilliğin kurban edilmesini simgeler.
Kurban, dikeyde Allah’a teslimiyetken, yatayda insana merhamettir. Paylaşılan her lokma, zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatan sessiz bir köprüdür.
Kurban Bayramı, sadece şekli bir ibadet değil; kalbi bir hicrettir. Kulun, en kıymetlisini feda ederek en Yüce Olan’a sığınma ritüelidir. Çıkarılan hisse et değil, safiyettir.
Hz İbrahim ki cahil putperest kavminin putlarını kıran cesur peygamber bu sefer kurban olayıyla kendi içindeki putları kırmıştır. Baba-oğul beraber bir sınanma ikisi de Rablerine teslim oldu. Hz İbrahim açısından hiçbir mantık kendi oğlunun boğazını kesmeyi kabul etmez akıl da idrak etmez. Aklının almayacağı içinde hikmetlerin olduğu olaylarda rabbine teslim olurken insanın rabbini sevmesi ve rabbine
Hamza, demek sevgilisi, Meryem, demekti. Meryem, Hamza‟nın hayatından çekilirse, o, bir ceset gibi cansız, manasız ve ifadesiz kalırdı. Onun bütün varlığı Meryem‟den ibaretti.