Tuğba özyiğit

Tuğba özyiğit
@Tugba_ozygt07
Öğretmen adayı
Lisans
Antalya/Alanya
Antalya
18 okur puanı
Aralık 2025 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi·168 syf.··
2026 1. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 22:19
Kürk Mantolu Madonna’ya başlarken metnin diliyle aramda mesafe oluştu. Günümüz Türkçesine göre ağır, eski ve yer yer yorucu bir anlatımı vardı. Bu yüzden hikâyenin akışına uyum sağlamakta zorlandım; kitabı defalarca bırakıp günler sonra yeniden elime aldım. Ta ki Rasim, Raif Efendi’nin defterini okumaya karar verene kadar. Asıl hikâye, tam da o noktadan sonra benim için kapılarını açtı. Raif Efendi’yi baştan tanımıyoruz; onu tanımamız kitabın sonlarına doğru mümkün oluyor. Çünkü Raif Efendi yaşayan değil, içinde yaşayan bir karakter. Duygularını dışa vurmuyor, anlatmıyor, savunmuyor. Hayatı sanki “keşke”lerden örülmüş bir iç monologdan ibaret. Bu yüzden onu geç anlıyoruz; belki de geç anlamamız gerekiyor. Raif Efendi’nin hayatını anlamlı kılan tek gerçek bağ Maria Puder’dir. Maria, onun için sadece bir aşk değil; varlığını doğrulayan, onu ilk kez “görülmüş” hissettiren bir insandır. Aralarındaki sevgi son derece tutkulu, yoğun ve derindir. Bu yüzden hikâyenin ulaştığı son, içimde güçlü bir itiraz duygusu uyandırdı: “Böyle olmamalıydı.” Bu kadar derin bir sevginin, bu kadar sessizlikle ve yarım kalmışlıkla sona ermesi insanı sarsıyor. Ancak tam da bu noktada yazarın niyeti belirginleşiyor. Raif Efendi’nin içsel çatışmaları, kendini geri çekişi, değersizlik duygusu ve pasifliği düşünüldüğünde, mutlu bir son zaten mümkün görünmüyor. O, aşkı yaşamaktan çok içinde saklayan, cesareti düşüncelerinin altında ezilen bir karakter. Bu yüzden yaşanamayan bir aşk, aslında onun ruh yapısının kaçınılmaz sonucu. Yine de okur olarak kızmamak elde değil. Neden bir adım atılmadı? Neden bu kadar derin bir sevgi yalnızca zihinde yaşandı? Raif Efendi, sanki hayatla değil, kendi düşünceleriyle savaşıyor gibiydi. Kürk Mantolu Madonna bende alışıldık bir aşk hikâyesinden çok daha farklı bir iz
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
2025 22. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2025 20:59
Kitap mı beni bitirdi ben mi kitabı bitirdim bilmiyorum ama… Bu kitabı bitirdiğimde geriye kelimelerden çok bir ağırlık kaldı. Böyle olmamalıydı dedirten, insanın içini yakan bir hüzün… John Steinbeck, sade ama son derece güçlü anlatımıyla beni hikâyenin içine çekti; George ve Lennie’yi sadece okumadım, onlarla birlikte yaşadım. George’un Lennie’ye olan sadakati, bıkmasına rağmen vazgeçmeyişi; Lennie’nin ise kocaman bedeninin içinde taşıdığı o çocuksu, masum ruh hikâyenin kalbini oluşturuyor. Steinbeck, bu kitabında Lennie’nin bedeniyle ruhu arasındaki çatışmayı o kadar masumca anlatıyor ki, Lennie’nin kimseye zarar vermek istemeyen kalbi, sahip olduğu güçle onu istemeden felakete sürüklüyor. Bu da insanın büyüklüğünün bedeninde değil, ruhunda saklı olduğunu düşündürüyor. İkisini ayakta tutan tek şey, birlikte kurdukları küçük bir çiftlik hayaliydi. Büyük umutlar değil; sadece tutunabilecekleri sade bir mutluluk. Ama hayat adil davranmıyor. Hayaller, yoksulluk ve çaresizlik karşısında birer birer soluyor ve insan bazen istemese de geri dönüşü olmayan kararlar almak zorunda kalıyor. Fareler ve İnsanlar kısa bir kitap olabilir ama etkisi uzun süre geçmiyor. Akıcı, sade ve sarsıcı… Bitirdiğinizde içinizde kalan şey sadece bir hikâye değil, insana dair derin bir yara oluyor.
1000Kitap
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,6bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2025 01:36
George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ni okumaya aslında biraz geç kaldığımı düşünüyorum. Kitaba başlamadan önce bakış açım oldukça farklıydı; ismi ve kapağı ilgimi çok çekmemişti, bu yüzden okumayı uzun süre ertelemiştim. Ancak okumaya başladığımda, karşımdaki eserin sandığımdan çok daha derin ve bambaşka bir boyutta olduğunu fark ettim. İlk bakışta basit bir hayvan masalı gibi duran bu hikâye, kısa sürede oldukça sert bir siyasi eleştiriye dönüşüyor. Kitap, Sovyetler Birliği’nde yaşanan devrimi ve sonrasında ortaya çıkan otoriter düzeni hayvanlar üzerinden anlatıyor. Yani George Orwell, bu kitabında tarihsel bir gerçeği masalsı tarzda anlatmıştır. Hikâyede çiftlikte yaşayan hayvanlar, sömürücü ve adaletsiz buldukları insanlara karşı ayaklanıyor. Başta amaçları çok net ve haklı: Daha eşit, daha adil bir düzen kurmak. İlk sayfalarda bu isyan gerçekten umut veriyor. Ama kitap ilerledikçe anlıyorsun ki Orwell’in asıl anlatmak istediği şey, devrimin kendisinden çok devrimden sonra gücü eline geçirenlerin nasıl değiştiği. Zamanla çiftliğin yönetimi birkaç hayvanın elinde toplanıyor. Eşitlik adına konulan kurallar esnetiliyor, ardından değiştiriliyor; gerçekler yavaş yavaş çarpıtılıyor. En rahatsız edici olan ise, hayvanların başta karşı çıktıkları insan düzenine giderek daha çok benzemeleri. Kitapta toplumun nasıl kolayca yönlendirilebildiğini görmek insanı huzursuz ediyor. Süslü sözler, korku ve yalanlar sayesinde hayvanlar sorgulamayı bırakıyor. Okurken bunun yalnızca geçmişte yaşanmış bir hikâye olmadığını, her dönemde tekrar edebilecek bir döngüyü anlattığını fark ediyorsun. Hayvan Çiftliği kısa, sade ve akıcı bir kitap. Okuması kolay ama etkisi ağır. Bittiğinde insanda şu düşünce kalıyor: İsimler, yüzler ya da ideolojiler değişse bile; eşitlik ortadan kalktığında, güç tek
1000Kitap
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,4bin okunma
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 22:55
Ön söz ve oyunu okumak bile insanın içini ürpertiyor. Victor Hugo, yalnızca bir idam mahkûmunu değil, bir sistemi yargı önüne çıkarıyor. Daha da sarsıcı olan şu ki; oyunda anlatılan o acımasız, duyarsız kalabalıklar gerçek hayatta da var olmuş ve yazar, sistemi eleştirdiği için değil, gerçeği bu kadar çıplak anlattığı için suçlanmış. Oysa Hugo, rezilliği ya da iğrençliği değil; insanların buna göz yummasını ortaya koyuyor. Asıl rahatsız edici olan idamın kendisinden çok, insanların bunu seyretmesi, kabullenmesi ve normalleştirmesi. Victor Hugo, burada artık yalnızca bir yazar değil; mahkûmların sesi. Haklı ya da haksız, bir insanın infaz edilmesini izlemeye karşı çıkıyor. Cehalete, acımasızlığa ve suskunluğa göz yummuyor. Belki de bu yüzden bu metin bu kadar rahatsız edici ve bu kadar güçlü. Kitabın kendisine gelince… Mahkûmun ağzından yazılan her satır insanın içine işliyor. Okur olarak bir noktadan sonra yalnızca tanık olmuyorsun; mahkûmun yerine geçiyorsun. Umutla umutsuzluk arasındaki o ince çizgi, bir an her şeyin anlamlıyken bir anda hiçbir şeyin kalmaması öyle etkileyici anlatılmış ki… İnsan şunu düşünmeden edemiyor: Bir insan, bu süreci nasıl bu kadar derin, bu kadar gerçek cümlelere dökebilir? Mahkûmun çevresini, nesneleri, mekânı algılayışı; kendi kendine konuşmaları; çaresiz kabullenişi ve korkusu satırlara sızıyor. Özellikle son saatlerdeki o tarifsiz çaresizlik, zihninden geçen düşünceler, endişe ve kaygı o kadar güçlü aktarılıyor ki, okur da onunla birlikte daralıyor. Ölümün bilincinde olan bir insanın zihninden nelerin geçebileceğini; anılara tutunuşunu, pişmanlıklarını, hayatındaki güzel şeyleri son kez hatırlayışını Hugo olağanüstü bir gerçeklikle aktarıyor. Sanki oradaki mahkûm bizmişiz gibi bir duygu geçişi yaşanıyor. Kitap boyunca insan kendiyle de
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,5bin okunma
6/10
·74 syf.··
2025 10. kitabı
“Dönüşüm bana göre, Gregor Samsa’nın bir sabah böceğe dönüşmesiyle başlayan tuhaf bir olaydan çok, bu dönüşümün ailesi üzerindeki etkisini izleyen bir hikâye gibi ilerliyor. Gregor’un geçirdiği fiziksel değişimden ziyade, ailesinin ona karşı yavaş yavaş mesafe koyması ve onu bir yük olarak görmeye başlaması beni daha çok sarstı. Özellikle annesinin korku ile şefkat arasında gidip gelmesi, babanın giderek sertleşen tavrı ve kız kardeşinin zamanla değişen tutumu, insanın gerçekten kim olduğu için mi yoksa işe yaradığı sürece mi sevildiğini düşündürdü. Kafka’nın büyük duygusal sahneler yaratmadan, sessiz ve soğuk bir anlatımı tercih etmesi, Gregor’un yalnızlığını benim için daha da derinleştirdi. Hikâye ilerledikçe Gregor’un bedensel dönüşümünden çok, ailesinin gözünde yavaş yavaş silinişine tanık olduğumu hissettim. Sonu ise dramatik olmaktan ziyade kaçınılmaz bir kabulleniş duygusu bırakıyor ve bu da insanın içini sessizce burkuyor.”
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,8bin okunma
Reklam